Kayıtlar

ayet tefsiri etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Aile Hukukunda Akide Devrimi

Resim
  Bir Sivil İtaatsizlik ve Yeniden İnşa Manifestosu: Mümtehine 10 Kur’an’ın, bir toplumun “nasıl bir kimlik üzerine” bina edileceğini tayin eden kurucu metinlerle örülüdür. Bu kurulum sürecinin en talihsiz biçimde yüzeysel okunmuş pasajlarından biri Mümtehine Suresi’nin 10. ayetidir.  Çoğu zaman yalnızca “iman testinden geçen kadınlar” gibi dar bir perspektifle ele alınan bu ayet, aslında kabile bağlarının çözülüp bireysel öznenin doğuşuna, uluslararası hukukun sınanmasına ve aile hukukunda akide temelli bir devrimin ilanına şahitlik eden siyasi bir belge niteliğindedir. Ateşte Beliren Cevher: İmtihanın Doğası Ayetteki “onları sorgulayın” (فَامْتَحِنُوهُنَّ) emri, sıradan bir soruşturma değildir. İmtihan kelimesinin madenlerin saflığını ateşle ölçme anlamını taşıması da bu yüzden manidardır. Burada yapılan, bir kadının iç dünyasına dair engizisyonvari bir müdahale değil; toplumsal güvenlik, siyasi sadakat ve hukuki statünün belirlenmesi için yapılan kimlik ayıklama işlemid...

Hakikatin Reddedilme Döngüsü

Resim
​Hakikatin Reddedilme Döngüsü ​Kasas Suresi genellikle "Musa’nın biyografisi" gibi okunur. Oysa surenin ismi olan "Kasas" , sadece olay anlatmak değil; bir izin peşinden gitmek, ardışıklığı ve sürekliliği takip etmek demektir. Sure, geçmişte kalmış bir tarihi değil, her çağda kendini tekrarlayan zihinsel bir döngüyü deşifre eder. ​Bu döngü dört aşamadan oluşur: ​ Talep: "Keşke bir uyarıcı gelse" (Mazeret üretme). ​ Karşılaşma: Hakikat gelir (Konforun bozulması). ​ Kıyas: "Ama eskisi gibi değil" (Şart koşma). ​ İmha: "Bunlar birbirini destekleyen iki sihirdir" (Toptan inkâr). ​1. Kasas 46: Bilginin Kaynağı Olarak Vahiy ​ "Sen Musa’ya seslendiğimiz sırada Tûr’un yanında değildin..." ​Bu ayet, basit bir mekan tasviri değildir. Vahyin "tanıklık" veya "kültürel aktarım" olmadığını ilan eder. ​ Gelenek İptal Edilir: Peygamberin orada olmaması, bu bilginin atalardan öğrenilen bir "hik...

Zekat vermek için ÇALIŞMAK❗️

Resim
Zekât ve Üretim İlkesi Zekât Algısındaki Daralma İslam düşüncesinde zekât, çoğu zaman yalnızca mali bir aktarım olarak ele alınmıştır. Oysa Kur’an’ın zekât kavramına yüklediği anlam, basit bir “verme” fiilinin çok ötesindedir.  Özellikle Mü’minûn Suresi 4. ayet , bu algı daralmasını kıran temel bir anahtar sunar. Bu ayet, zekâtı edilgen bir ödeme değil; aktif, bilinçli ve dönüştürücü bir fiil olarak tanımlar.: Zekât verebilen birey olmak için çalışmak gerekir; zekât verilen kimselerden olmamak için... 1. Mü’minûn 4: Dilsel ve Kavramsal Bir Kırılma Mü’minûn 23/4 ayeti şöyledir: “Ve’l-lezîne hum li’z-zekâti fâilûn.” Bu ayette dikkat çeken husus, Kur’an’ın alışıldık "zekâtı verdiler" (آتوا الزكاة) kalıbını kullanmamasıdır. Bunun yerine “fâilûn” ifadesi tercih edilmiştir. “Fâil”, bir işi sürekli yapan, onu fiil hâline getiren, etkin özne anlamına gelir. Bu tercih, zekâtı: Anlık bir mali işlem olmaktan çıkarır Süreklilik arz eden bir hayat pratiğine dönüştürür...

Bakış Açısı Hakikati Belirler

Resim
​Bakış Açısı Hakikati Belirler: Tevhid mi, Şirk mi? ​İnsan hiçbir zaman "boşluktan" bakmaz. Her bakış bir duruştur, her duruş bir ön kabuldür. Modern insanın en büyük illüzyonu olan tarafsızlık iddiası , aslında kişinin kendi baktığı merkezi gizleme çabasıdır. Kur’an bu gerçeği kozmik bir yasayla ilan eder: ​ "Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de bozulup giderdi." (Enbiyâ, 22) ​Bu ayet sadece yıldızların düzeninden bahsetmez; zihinsel düzenin yasasını koyar: Otorite parçalanırsa, hakikat bozulur. ​1. Bakış Açısı Bir Tercih Değil, Bir İnançtır ​Kur’an’a göre insanın baktığı merkez ya Vahiy dir ya da Heva dır. Arası yoktur. ​Kimi zihnini gelenekle (atalar dini) sınırlar. ​Kimi hakikati rivayetlerin, şahısların veya mezheplerin gölgesinde arar. ​Kimi de sadece Allah’ın kelamını esas alır. ​Bakış merkezini Allah’tan (Vahiyden) kaydıran her şey, farkında olunmasa da bir ilah konumuna yükseltilmiştir. Bu yüzden Kur’an sorar: ...

Kur’an’da “Her Şey” (Li Kulli Şey) 

Resim
  ​Kur’an’da “Her Şey” (Li Kulli Şey) Kavramının Sınırları ve Bağlamsal Anlamı ​Giriş ​Kur’an’da geçen “كُلّ / kull” (her) ve “شَيْء / şey” kelimeleri, genellikle mutlak bir sınırsızlık içinde okunmaktadır. Ancak bu yaklaşım, ayetlerin indiği konuyu ve Kur’an’ın kendi kurduğu "hidayet dili"ni gölgelemektedir.  Kur’an, "her şey" ifadesini bir ansiklopedi gibi her tür bilgiyi kapsamak için değil, ele alınan konunun ihtiyaç duyduğu tüm unsurları belirtmek için kullanır. ​1. Semantik Çerçeve: Bağlama Tâbi Bütünlük ​Kur’an dilinde bir ifadenin anlamı, geçtiği ayetin öncesi, sonrası ve muhatap aldığı mesele ile sınırlıdır. ​ Li (لِـ): Tahsis ve amaç bildirir (şunun için, şuna dair). ​ Kull (كُلّ): İçinde bulunulan kümenin tamamını ifade eder. ​ Şey (شَيْء): Var olan, konu edilen veya ortaya çıkan "olgu"dur. ​ Sonuç: "Li kulli şey", mutlak bir "her şey" değil; "ilgili meseledeki tüm gereklilikler" demektir. ​2. ...

Musibetlerin Kökeni ve "Nazar Şirki"

Resim
  ​🌟 Kur'an'a Göre Musibetlerin Kökeni ve "Nazar Şirki" Anlayışının Tevhidi Reddi ​1. Giriş: Musibet Kavramı ve İlahi Yasalar ​Kur’an terminolojisinde musîbet , insan yaşamını derinden etkileyen ve sarsan her türlü olayı (imtihan, uyarı, sonuç, rahmet) kapsar. Ancak Kur’an’a göre musibet; asla kontrolsüz, rastgele veya büyüsel bir güçle gelen bir problem değildir. ​Kur’an, musibetleri, insan ile Rab arasındaki ilişkiyi ve evrensel sebep–sonuç düzenini yöneten ilahi yasalar (Sünnetullah) bağlamında açıklar. Bu yasayı göz ardı edip musibetin sebebini dışsal, gizemli güçlere atfetmek, Kur'an'ın öngördüğü sorumluluk ve tevhid anlayışını zedeleyen ciddi bir sapmadır. ​2. Kur’an’a Göre Musibetlerin Hakiki ve Tevhidi Sebepleri ​Musibet, bir ilahi ceza mekanizması değil, evrenin ve insan doğasının sebep–sonuç yasasının kendisini göstermesidir. ​2.1. İnsanın Kendi Eylemlerinin Doğal Sonucu (Sorumluluk İlkesi) ​“Başınıza gelen herhangi bir musibet, elleriniz...

Kenarda Duran İnanç ​🌙

Resim
​🌙  Kenarda Duran İnanç ve Koşullu Bağlılık ​Hac Sûresi'nin 11. ve 12. ayetleri, insanın koşullu inanç ile kurduğu ilişkinin derin bir psikolojik portresini sunar.  Ayetler, Allah’a "kenarda durarak" (على حرف) ibadet eden, menfaati esas alan, zorlukla karşılaşınca yüz çeviren ve sonunda kendisine fayda ya da zarar veremeyecek nesnelere yönelen bir insan tipini tasvir eder.  Bu çalışma, Kur'an'ın kavramsal bütünlüğü ve modern psikoloji disiplininin sunduğu kavramlar (kaçınmacı bağlanma, haz odaklı motivasyon, dayanıklılık yanılgısı) ışığında bu davranış örüntüsünü analiz etmeyi ve Kur'an'ın psikolojik dayanıklılık konusundaki evrensel uyarısını ortaya koymayı amaçlamaktadır. ​1. İnanç-Psikoloji İlişkisi ​Kur’an-ı Kerim, insan davranışının ardındaki ritüelistik eylemlerden çok, bu eylemlere kaynaklık eden psikolojik motivasyonları merkeze alır.  Hac Sûresi 11–12. ayetler bu bağlamda, inancı; yalnızca bir söylem ya da ritüel seti üzerinden değil; kişi...

Islah Maskesi Altında Fesat

Resim
  ​🧭 Islah Maskesi Altında Fesat: Bakara 2/11 Üzerine Bir Tahlil ​ “Onlara: ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.”  (Bakara, 2/11)   ​I. Giriş: Bozgunculuğun Islah Sanrısı ​Kur’an’ın bu kısa ama derin ayeti, insanın en karmaşık çelişkisini özetler: Kendini düzeltici (ıslah edici) sanarken aslında bozgunculuk (fesat) yapma hâli. Bu, yalnızca bireysel bir ahlaki zaaf değil; toplumsal, ekonomik ve politik bir körlüktür. Zira insan, yaptığı yanlışın farkında olduğunda pişman olabilir; fakat yanlışını "doğru" sanıyorsa, orada hakikatin sesi susturulmuştur. ​II. Fesat: Düzenin Özünden Uzaklaşmak ve Mizanı Bozmak ​Arapça “fesad” kökü, bir şeyin fıtratından sapması, bozulması anlamına gelir. Kur’an’da fesat; adaletin, merhametin ve ölçünün (mîzan) bozulduğu yerde başlar. ​Dolayısıyla "bozgunculuk" yalnızca savaş, yıkım ya da kan dökmek değildir; adaleti çarpıtmak, hakkı manipüle etmek, ölçüyü kaybetmek de fesat t...

Karanlığı Delip Geçen Yıldızlar​ 🌠

Resim
  Karanlığı Delip Geçen Yıldızlar: Vahyin Işığında Yön Bulmak ​Giriş: Varoluşun Karanlığında Kalan İnsanlık ​İnsan, varoluşun karanlığında, kaybolmuş bir gemi misali sürekli bir yön arayışı içindedir. Kimi pusulasını kadim geleneklerde, kimi kültürel miraslarda, kimi ise nefsinin hevasında arar. Oysa Kur’an, insanın bu yönsüzlüğüne gökten inen bir nur, bir ışık gönderir: ​“O, karanın ve denizin karanlıklarında yıldızlarla yol bulasınız diye onları sizin için var edendir.” (En‘âm 6:97) ​Bu ayetteki “yıldızlar” ( nuǧûm ), yalnızca gökteki fiziksel parıltılar değildir; onlar, zulümâtın (karanlıkların) içinden doğru yolu gösteren, ilahi kaynaklı işaretlerdir. ​1. Necm: Kozmik Yıldızdan Vahiy Ayetine ​Kur’an’da “necm” (tekil yıldız) kelimesi iki temel düzlemde anlam kazanır: ​ Kozmik Düzlem: Gökte parlayan, maddi yıldızlar. ​ Vahiy Düzlemi: Parça parça ( nücûm nücûm ) indirilen Kur’an ayetleri. ​Bu ikinci, manevi anlam, Necm Suresi’nin çarpıcı girişinde açıkça ima ed...

Müşriklerin “Rüya” İftirası

Resim
Kur’an’da Rüya Gerçeği ve Müşriklerin “Rüya” İftirası 1. Giriş Kur’an’da “rüya” (Arapça: ru’yâ) kavramı, vahiy ile doğrudan bağlantılıdır. Nebimiz İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmesiyle ilgili gördüğü rüya (Sâffât 102), Nebimiz Yusuf’un çocukken gördüğü ve yıllar sonra gerçekleşen rüya (Yusuf 4, 100), Hz. Peygamber’in Mekke fethi öncesi gördüğü rüya (Fetih 27) bunun örneklerindendir. Bu rüyaların tamamı, ilahi yönlendirme ve hakikatin sembolik dilidir. Ancak müşrikler, Enbiyâ Sûresi 5. ayette vahyi küçümsemek için “rüya” kavramını çarpıtmışlardır: “ Hayır! (Kur’an) karmakarışık rüyalardır; hayır, onu kendisi uydurmuştur; hayır, o bir şairdir. Öyle değilse, bize öncekilere gönderilenin benzeri bir mucize getirsin!” (Enbiyâ 5) Burada kullanılan kelime “aḥlām” (أَحْلَام) olup, ru’yâdan farklıdır. Ahlâm; dağınık, karışık, bilinçaltının ürünü hayaller demektir. Yani müşrikler, vahyi küçültmek için: “ Bu sözler, karmakarışık hayallerden ibarettir ” diyorlardı. 2. Kur’an’da Rüya ve Hakika...

İbrahim Nebi ve Azer Meselesi

Resim
  En’am Suresi 74 ve Azer Meselesi En’am Suresi’nin 74. ayeti üzerinden Nebimiz İbrahim’in babasına yaptığı uyarıyı ve özellikle “Azer” meselesini inceleyeceğiz. Bu ayet, hem bireysel iman sorumluluğunu hem de toplumsal sapkınlığa karşı duruşu anlamamıza yardımcı olan önemli bir örnektir. Ayetin Anlamı ve Dilsel Özellikleri Ayetin kelime kelime incelenmesi, hem Arapça dil yapısını hem de ayetin verdiği mesajı derinlemesine anlamamızı sağlar. Öncelikle ayet “Ve iz” ifadesiyle başlar. Bu, “Hani, bir zaman” demektir ve geçmişte yaşanmış bir olayı hatırlatır. “Qâla” yani “dedi” ifadesi, İbrahim’in babasına doğrudan hitap ettiğini gösterir. Nebimiz İbrahim’in adı, İbranice Avraham kökünden gelir ve “çokluğun babası” anlamındadır. “Li-ebîhi” ifadesi “babasına” demektir ve burada aile bağlarına vurgu vardır. Azer kelimesi ise tartışmalı bir isimdir. Klasik tefsirlerde İbrahim’in babası olarak geçer. Ama bazı yorumcular, Azer’in bir sıfat veya unvan olabileceğini söyler...

Allah’ın Öğrettiği Gibi; SALAT ve AV 🎯

Resim
  “Allah’ın Öğrettiği Gibi”: Salât, Av Hayvanları ve İnsanın Ortak Tarihi Kur’an’da “Allah’ın öğrettiği gibi” ifadesi farklı bağlamlarda karşımıza çıkar. Bu bağlamların bazısı doğrudan ibadetle, bazısı ise gündelik hayatın düzeniyle ilgilidir. İlk bakışta birbirinden uzak gibi duran bu kullanımların derinlemesine incelenmesi, aslında hepsinin aynı noktada birleştiğini gösterir: İnsanlık tarihi, Allah’ın öğrettiği bir mirastır. 1. Salâtın Allah’ın Öğrettiği Gibi Yerine Getirilmesi Kur’an, salâtı (namaz, kulluk düzeni) insanların uydurduğu bir ritüel olarak değil, Allah’ın öğrettiği bir ibadet biçimi olarak tanıtır. Bakara 239: “Ayakta, binek üzerinde... ne şekilde olursa olsun salâtı yerine getirin. Güvenliğe kavuştuğunuzda Allah’ın size öğrettiği gibi O’nu anın.” Bu ayet gösteriyor ki: Salât, insanın kendi hayaliyle oluşturduğu bir ritüel değildir. Hem biçimi hem de bilinci Allah tarafından öğretilmiştir. Öğretim, vahiy aracılığıyla gerçekleşir; insan salâtı kendi a...