Kayıtlar

kurana göre etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hilenin Matematiği ve “Kitab-ı Merkum”

Resim
  Kalbi Karartan Ameller: Mutaffifîn Suresi Ekseninde Hile, Adalet ve Yazılan Kayıt 1. Kararan Kalp: İçsel Kayıp mı, Nesnel Kayıt mı? Kur’an, ahlâkî sapmaları soyut birer “günah” olarak değil, yapısal  bir dönüşüm olarak anlatır. Özellikle Mutaffifîn Suresi 14. ayetinde geçen “ Kella bel ranâ alâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn ” ibaresi bu dönüşümün özüdür: “Hayır! Kazandıkları (yapıp ettikleri) şeyler kalplerini paslandırdı.” Buradaki “ranâ” fiili, pas, kararma, örtme, kabuk bağlama gibi maddî bir süreçtir. Yani Kur’an, kalbi etik ihlallerin bıraktığı tortularla maddeleşmiş bir şekilde resmeder. Dolayısıyla ahlâk , Kur’an’da sadece ahlakî değil   ruhsal bir kayıptır.  Kalp artık hakikati algılayamaz hâle gelir. 2. “Onların Yaptıkları” Ne? — Ölçü ve Tartıda Hile Bu kararmanın Mutaffifîn bağlamında sebebi açıktır: “Ölçü ve tartıda hile yapanlar…” (Mutaffifîn 1–3) Kur’an burada sadece ekonomik bir yozlaşmayı değil, adeta toplumsal çürümenin nüvesini teş...

MODERN KÖLELİK

Resim
​KUR’AN’A GÖRE EMEK, ÖZGÜRLÜK VE MODERN KÖLELİK MANİFESTOSU  ​1. İlke: İnsan İnsana Kul Olamaz (Mutlak Tevhid) ​Kur’an’da kulluk (ʿubûdiyyet) yalnızca Allah’adır. Bir insanın başka bir insan üzerinde mutlak tasarruf kurması, ekonomik veya fiziksel baskı yoluyla iradesini ipotek altına alması şirktir. ​ Ayet: "De ki: Ey Kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da birbirimizi rab edinmeyelim. " (Âl-i İmrân, 64) ​ Analiz: Bu ayet, hiyerarşik sömürünün "rab edinme" yani ilahlık taslama olduğunu ilan eder. ​2. Kölelik Bir Statü Değil, Tasfiye Edilmesi Gereken Bir Sorundur ​Kur’an, indiği dönemdeki yerleşik kölelik sistemini bir "insan kaynağı" olarak değil, kurtulunması gereken bir "boyunduruk" olarak görür. ​ Ayet;   "Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? O, bir boynu (köleyi) zincirinden kurtarmaktır." ...

İmtihan Allah İçin Değil, İnsan İçindir.

Resim
İmtihan Allah İçin Değil, İnsan İçindir Yaygın ancak yüzeysel bir kader anlayışının aksine, imtihan süreci Allah’ın (haşa) bilmediği bir sonucu öğrenmesi değil; bilginin eyleme dökülerek şahitliğe dönüşmesidir.   Kur’an-ı Kerim, Allah’ı mutlak bilen (Alîm) olarak tanımlarken, insanı ise eylemlerinden sorumlu ve kendi hakikatine şahitlik edecek bir varlık olarak konumlandırır. 1. Allah Mutlak Bilendir: İmtihan Bilgi Edinme Süreci Değildir Allah’ın ilmi "ezelî" ve "ebedî"dir. İmtihanın bir "bilgi edinme" yöntemi olduğunu iddia etmek, Allah’ın bilgisinde bir eksiklik (cehl) olduğunu varsaymak anlamına gelir ki bu Kur'an'ın temel sıfat anlayışıyla çelişir: Mutlak Bilgi: "Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir." (Bakara 2/282) Derinlik: "O, gizliyi de bilir, daha gizlisini de." (Tâhâ 20/7) Özet: İmtihan, Allah için bir "öğrenme" süreci değil, insan için bir "oluş" sürecidir. 2. İmtihanın Fonksiyonu: "İzhâr...

Kuranda Güneş Metaforu​☀️

Resim
​☀️Kur’an’da Güneş (Şems) Metaforunun Analizi ​Kur'an'da güneş (eş-şems), yalnızca bir gök cismi değil, insana kozmik düzen üzerinden ahlaki ve zihinsel ibret sunan, mesaj-merkezli bir metafordur. ​1. Kelime Kökeni ve Anlamsal Çerçeve ​Kur'an'da güneş için kullanılan temel kelime اَلشَّمْسُ – eş-şems 'tir. ​ Kök Anlamı: ش م س (ş-m-s) kökü; ısınmak , aydınlanmak , parlamak ve bir şeyin sıcağın etkisiyle genişlemesi anlamlarına gelir. ​ Kullanım Bağlamları: Kur'an'da güneş, fiziksel anlamının ötesinde güç , kozmik düzen , kıyamet (dünyevi düzenin sona ermesi) ve ahlaki/zihinsel aydınlanma bağlamlarında kullanılır. ​ Işık Ayrımı: Güneş, kendi ışığı anlamına gelen ziyâ olarak, Ay ise yansıyan ışık anlamına gelen nûr olarak nitelenir (Yunus 5).  Bu, bilginin kaynağı ve yansıması arasındaki uyumu temsil eder. ​2. Temsilî Dil Kullanımı (Kıssalar Üzerinden) ​Kur'an'daki güneş tasvirlerinin gözleme dayalı, algısal ve didaktik olduğunu...

"Salavat Getirin" diye bir Emir var mı ❓️

Resim
“Salavât Getirin” mi Emir?  Ahzâb 56’nın Kur’an Bağlamında Yeniden Okunması ve Salât–Zikir İlişkisi Bu incelemede, Ahzâb 56. âyetinin yanlış çevrilmesiyle ortaya çıkan “salavat getirme” ritüelinin Kur’an'ın bütüncül mesajıyla ilişkisini incelemekte; özellikle salât-kur’an ilişkisi bağlamında Bakara 200 gibi “Allah’ı anma” fiilinin açıkça emir formunda kullanıldığı ayetlerle karşılaştırmaktadır.  Çalışma, Kur’an’da salâtın “sözlü bir ritüel” değil, vahyi ikame etmek, desteklemek ve uygulamak anlamına geldiğini vurgular. 1. Giriş: Bir Kelimenin Dönüştürdüğü Din Ahzâb 56’da geçen: > اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهٗ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا gelenekte “Allah ve melekleri peygamberi anıyor; siz de ona salavat getirin” şeklinde yorumlanmıştır. Bu yorumdan hareketle dilden sözlü formüller aktarmak, dinin vazgeçilmez unsurlarından biri hâline gelmiştir. Oysa âyette: “Sözle anın” “Dille ifade edin” “Övgü cümleler...

Allah Yolunda Ölenlere Ölü Demeyin

Resim
  ​🌿 Allah Yolunda Ölenlere Ölü Demeyin: Diriliğin Gerçek Anlamı ​ (Bakara 2/153–157 Bağlamında Bir Değerlendirme) ​Giriş: Sabır, Şuur ve İlahi İmtihan ​Bakara Suresi’nin 153. ayetiyle başlayan pasaj, inanan topluluğa en ağır kriz, kayıp ve savaş anlarında dahi korunması gereken temel bilinç hâlini öğretir: ​“Ey iman edenler! Sabır ve salât ile yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (2/153) ​Bu ilahi çağrıdaki “sabır ve salât” kavramları, yalnızca pasif bir dayanıklılık veya şekilsel bir ibadet değil; ilahi ilke ile kesintisiz irtibatı sürdürme ve vahyin öğretisini zihinde ve eylemde diri tutma çabasıdır. Bu bilinç (şuur), insanın kriz anında dahi yönünü Allah’a çevirebilme kararlılığıdır. ​Hemen ardından gelen 154. ayet, bu bilincin ulaştığı doruk noktasına işaret eder: ​“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler; fakat siz farkında değilsiniz.” ​Bu ifade, sabırla ve şuurla yürüyen bir topluluğun, karşılaştığı ölümü b...

Yecüc ve Mecüc: Evrensel Fitne ve İçsel Çatışma

Resim
  Yecüc ve Me’cüc: Evrensel Fitne ve İçsel Çatışma 1. Dilsel ve Kavramsal Boyut Kur’an’da geçen “Ye’cüc” ve “Me’cüc” kelimeleri Arapça kökenli değildir; yabancı kökenli olup Arapçalaşmış isimlerdir. Bu sözcükler, Arapçadaki bazı köklerle çağrıştırılsa da, isim olarak oluşmaları mümkün değildir. Dolayısıyla, evrensel ve tarih üstü bir kavrama işaret ederler. Etimolojik açıdan bu isimler, yıkıcı güç, yayılma ve kaos çağrışımı yapar; “yakıp yıkma, atıp saçma” gibi anlamları çağrıştırmaları, bu yönlerini destekler. 2. Tarihsel ve Evrensel Perspektif Yecüc ve Me’cüc, belirli bir kavim ya da coğrafyayla sınırlandırılamaz. Her dönemde, farklı toplumlar ve ordular bu kavramın sembolize ettiği güçler olarak algılanmıştır. Tarih boyunca istilacı ve bozguncu olarak görülen gruplar, Yecüc ve Me’cüc metaforunun güncel tezahürleri sayılabilir. Bu yönüyle kavram, tarihsel olayların yorumlanmasında evrensel bir perspektif sunar. 3. Sembolizm ve Kaos Kur’an, Yecüc ve Me’cüc’ü yeryüzünde fesat...

Kur’an’da AİLE Kavramı: Nesep mi, Manevî Miras mı?

Resim
Kur’an’da ÂİLE Kavramı: Nesep mi, Manevî Miras mı? Ali İmran 33 Bağlamında Bir Tahlil 🌿 GİRİŞ Kur’an’da sıklıkla geçen “âl (آل)” kelimesi, çoğu zaman klasik tefsirlerde “aile” veya “nesil” olarak tercüme edilmiştir. Ancak bu kavramın, Kur’an’daki diğer kullanımları dikkate alındığında, sadece biyolojik bir aileye değil, aynı zamanda bir fikir ve iman topluluğuna işaret ettiği anlaşılmakta ve çok daha geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğu gözlemlenmektedir. Ali İmran 33. ayet bu kavramın merkezinde yer alır: “Şüphesiz Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini (âl-i İbrahim) ve İmrân ailesini (âl-i İmrân) âlemler üzerine seçti.” (Ali İmran, 3/33) Bu çalışma, “âl” kavramının Kur’an’daki anlam dünyasını, dilsel kökenlerini ve tefsir literatüründeki yorumlarını tartışarak, biyolojik bir soy mu yoksa iman temelinde bir miras topluluğu mu olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. 🔍 1. “ÂL” KELİMESİNİN LÜGAVİ VE ETİMOLOJİK ANALİZİ Âl (آل) kelimesi, Arapça kökenli olup “evlâ (dönmek, aidiyet)...

Kuran’a Göre Sosyal Adalet ve Zekatın Devlet Fonksiyonu

Resim
Malda Toplumun Hakkı Vardır: Kur’an’a Göre Sosyal Adalet ve Zekâtın Devlet Fonksiyonu Giriş Kur’an, ekonomik adaleti yalnızca bireylerin vicdanına ve gönüllü ahlâkına bırakmaz; aksine bu adaletin sistematik ve kurumsal düzeyde gerçekleştirilmesini amaçlar. Kur’an’a göre bireyin mal kazancı, yalnızca kişisel çabasıyla değil, toplumun sunduğu düzen ve imkanlarla mümkündür. Bu nedenle kazanılan malda toplumun bir “hakkı” vardır. Bu hak; zekât, infak, sadaka gibi kavramlar aracılığıyla adil ve düzenli biçimde kamuya aktarılmalıdır. Bu çerçevede zekât, sadece bireysel bir ibadet değil, kamusal bir fon, sosyal güvenlik mekanizması ve devlet eliyle yürütülen bir sosyal adalet aracı olarak da değerlendirilmelidir. --- I. Kur’an’a Göre Malda Toplumun Hakkı Vardır Zâriyât Suresi 19. ayet: > “Mallarında, isteyen ve yoksun olanlar için bir hak vardı.” Bu ayet, mülkiyetin mutlak biçimde bireye ait olmadığını açıkça ortaya koyar. Malın içinde, toplumun dezavantajlı kesimlerinin bir hakkı bulunduğ...

Kuran’a göre cehalet nedir ? 📜

Resim
📜 MODERN CAHİLİYET: Kur’an’a Müdahale Eden Zihniyetin Tarihsel Seyri ve Çözüm  CEHALET VE ALLAH’A İFTİRA Kur’an’ın “Onlar Allah’a karşı yalan uydururlar. Oysa çoğu bilmiyor.” (En’âm, 6/140) ayeti, sadece geçmiş bir olay değil; her çağda kendini tekrar eden bir zihinsel ve ahlaki yozlaşmayı gözler önüne serer. Bugün “Kur’an yeterli değil”, “çağa göre değişmeli” gibi iddialar, Kur’an’ın tanımladığı cehalet kavramının modern izdüşümleridir. Bu makalede, Kur’an’a göre cehalet nedir? sorusunu tanım ve ayetlerle derinleştirecek; Nebî sonrası süreçte ve günümüzde din adına yapılan ekleme ve çıkarmaları analiz edeceğiz. 🔥 1. KUR’AN’DA CEHALET: TANIMLAR VE AYETLER Kur’an’da cehalet (cehl) kelimesi, sadece bilgisizlik değil; bilerek hakkı görmezden gelme, aklı devre dışı bırakma ve hevâya teslim olma hali dir. 📖 Tanım 1: Hakikate Karşı Bilinçli Körlük Cehalet , hakikati bilmeyen değil; çoğu zaman bildiği halde yüz çeviren, nefsiyle hareket eden zihniyettir. 📌 “Onların kalp...

KUR’AN’A GÖRE İNSANLIĞIN BAŞLANGICI

Resim
--- 📜 KUR’AN’A GÖRE İNSANLIĞIN BAŞLANGICI “Bir Âdem’den mi, yoksa bir Nefisten mi?” --- 🔍 GİRİŞ: KUR’AN, RİVAYETLERDEN FARKLIDIR Kur’an, insanlığın kökenine dair anlatımlarında, Tevrat ve hadis kaynaklarındaki biyolojik, mitolojik ve yerel ifadelerden farklı olarak, evrensel, kavramsal ve temsilî bir dil kullanır. Bu bağlamda sıkça sorulan şu temel sorular yeniden ve Kur’an çerçevesinde değerlendirilmelidir: İnsanlık Âdem ve Havva’dan mı geldi? “Nefs-i vâhide” nedir, kimdir? Hayvanlar bu yaratılışın neresindedir? Âdem ilk insan mı, yoksa ilk peygamber mi? Sorumluluk ne zaman başladı? --- 1. 🧬 TEK BİR KİŞİ DEĞİL, TEK BİR “NEFİS”TEN Kur’an, insanlığın kökenini anlatırken şöyle der:  “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan Rabbinizden sakının.” (Nisâ 4:1) Bu ayetteki “nefsin vâhide” (tek nefis) ifadesi, bir kişiye değil, ortak bir öze işaret eder. Arapça nefs kelimesi sadece “can” değil, aynı zamanda: b...