Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

CAMİLER ALLAH İÇİN Mİ ? 🕌

Resim
🕌 CAMİLER ALLAH İÇİN Mİ? Kur’ani Manada Mescidin Anlamı, İşlevi ve Bugünü Kur’an’da mescit, yalnızca belirli ritüellerin icra edildiği mimari bir yapı değildir. Mescit; insanın arınma, paylaşma, adalet ve toplumsal sorumluluk bilinci kazandığı canlı bir merkez olarak tasvir edilir. Bu yönüyle mescit, bireysel ibadetin ötesinde, toplumsal dönüşümün de kalbidir. Kur’an bu temel ilkeyi şu ayetle ortaya koyar: “İlk günden temeli Allah bilinci (takvâ) üzerine kurulan mescit, içinde tertemiz olmayı seven insanların bulunduğu yerdir. Allah çokça arınanları sever.” (Tevbe, 108) Bu ayet, mescidin değerini mimarisinde değil; niyetinde, işlevinde ve içinde yaşayan ahlâkî iklimde arar. Takvâ , burada yalnızca bireysel dindarlık değil; sosyal sorumluluk, adalet ve vicdan bilincidir. 1. Mescit: Temizlikten Dayanışmaya Uzanan Bir Merkez Kur’an’da temizlik (tahâret), yalnızca fiziksel bir durum değil; ekonomik, ahlâkî ve toplumsal bir arınmayı da kapsar. Gerçek mescit: Aç olanın doyurulduğu, Yoksulun...

Aslolan BUGÜNÜ YAŞAMAK 😶‍🌫️

Resim
😶‍🌫️ Aslolan BUGÜNÜ YAŞAMAK Aslolan, Yaşamaktır.  Dostu dost, düşmanı düşman bilip ona göre davranmaktır.  Kimseye koltuk değneği olmamak, kimseyi koltuk değneği yapmamaktır.  Aslolan, çağa, yaşanılan güne tanıklık yapabilmektir.  Geçmişi geçmiş, geleceği gelecek gibi algılamaktır.  Geçmişi gelecekte, geleceği geçmişte arayarak bugünü kaybetmemektir. Geçmiş ile gelecek arasında kaybolup, bugünü unutmamaktır. Aslolan, hayata hükmetmektir. Kendi ayakları üzerinde durabilmektir. Aslolan, 'an'ı yakalamaktır. 'An'ı kullanmaktır. 'An'da yaşamaktır. Yere basıp iz bırakmaktır. Aslolan yaşanılması gerekeni yaşamaktır. Yaşanılacak ne varsa umuttan ve hüzünden, aşktan ve güzellikten yana onu yaşamaktır. İstemesek de, hoşumuza gitmese de, dostu anlamak, vefayı anlatmak için zaman zaman ihanetleri de yaşamaktır. En önemlisi de ihanetlerden bunalıp, dostluğun tümüyle öldüğünü sanmamaktır. Önemli olan onu sabırla, inatla beklemektir, gerekirse aramaktır.  İ...

ÜMMETE ÖZELEŞTİRİ ⛔️

⛔️ ÜMMETE ÖZELEŞTİRİ Kendimize zulmediyoruz. Bu zulüm çok zaman sağanak halini alıyor. Sanki, kendimizin en büyük düşmanı yine biziz. Hep yeriyoruz kendimizi. Hep suçluyoruz. Hep alçaltıyoruz. Yaptığımız hiçbir şeyi beğenmiyoruz. Yaptığımız şeyleri öncelikle kendimiz yıkıyoruz bir bir. Tek başımıza kalsak da, başkalarının yanında olsak da “en kötüyüz” biz. “Beceriksiziz”, üstelik “sünepeyiz”, dolayısıyla “adam olmayız” biz. Sadece ülkemizde değil Müslümanların yaşadığı bütün coğrafyalarda manzara bu. Başka düşmana gerek yok, çünkü biz kendimizin düşmanı gibiyiz. Evet, kendimizin ve çevremizin düşmanı gibiyiz. Kendi kuyumuzu kendimiz kazıyoruz.Ya aşırı bir vurdumduymazlık içerisindeyiz; dolayısıyla dünya yıkılsa umurumuzda olmuyor.Sanki biz o coğrafyalara ait değiliz, bedenimiz bu topraklarda olsa da başka topraklara aitmişiz gibi davranıyoruz da bu toprakların düşmanı oluyoruz. Ya da aşırı bir kötümserlik, bezginlik ve ümitsizlik içinde hergün binlerce kez ölüyoruz. Küçük bir sarsın...

KORKU HALİ VE TOPLUM 🛗

🛗 KORKU HALİ VE TOPLUM Yaşadığımız olaylar bize en çok kendimizden ve kendi hemcinslerimizden korktuğumuzu ve korkmamız gerektiğini, en çok onları sevip, en çok onlardan nefret ettiğimizi ortaya koyuyor. İnsan insanın kurdu. Durmadan ya kendisini ya karşısındakini kemirip duruyor. İnsanoğlu tarihin her döneminde doğa ve metafizik düşüncelerden kaynaklanan korkuları yenmiş, onları aşmış ama kendisinden ve kendi cinsinden kaynaklanan korkular karşısında genellikle aciz kalmış ve bu korkular çok zaman onu esir almış görünmektedir. O, zaman zaman bu korkulara karşı bir savaş başlatsa, hatta kısa süreli zaferler kazansa da bu korku, yüreğindeki saltanatını sürdürmeye devam ede gelmiştir. Bu korkunun bu kadar canlı, etkin ve baskın olmasının pek çok nedeni olabilir; kendi donanımsızlığımızı, sahip olduklarımızı ve erk sahiplerinin konumunu bu korkunun başlıca nedenleri olarak sayabiliriz. Bu korkudan başka besin kaynağı olmayan erk sahiplerinin her gün yeni bir korku üretiyor o...

Herkesin dini kendince ☯️

Resim
☯️ Herkesin dini kendince  Herkes kendi alışkanlıklarını veya yaşayageldiklerini dinin vazgeçilmezleri olarak görüyor. Önemsediklerini önemsemeyenleri, yaşadıklarını yaşamayanları, kendi dininin, dini geleneğinin dışında sayıyor. Kendi dinini, bilgi düzeyi ve ilgi alanıyla, hatta kişisel inançlarıyla sınırlamayarak, kendi algı ve tecrübesini dinin kendisi, yegane gerçeği olarak kabul ediyor. Kendisi gibi düşünmeyenleri sadece kendi kişisel dininin değil, kişisel önyargıların ve tercihlerin çok üstünde olan islam dininin de düşmanı olarak gördüğünden ona karşı kendisini kilitliyor. Diliyle ikrar etmese de onu "düşman" ı olarak ötekileştiriyor . Düşmanı olarak gördüğünü önce kalbinden, sonra zihninden, daha sonra hayatından en sonunda da bütün dünyadan kovuyor. Bu işin bir yönü. Diğer bir yönü de çirkin ve itici takiyyecilik ... Çevremize baktığımızda görüyoruz ki, ( Bu çevreyi, sadece dar kendi özel çevremizle ve dünyamızla sınırlandırmaya gerek yok,   tv ...

İslam algımız ne olmalı ? ☪️

Resim
☪️ İslam algımız ne olmalı ? Bizi Müslüman kılan ve müslüman olmadığını düşündüğümüz insanlardan ayıran temel özelliklerimiz nelerdir?  Bu temel özelliklerimiz, şekilsel, fikirsel, eylemsel nitelikli olanlardan hangisini veya hangilerini içeriyor? Bizi müslüman kılan bu davranış ve anlayışlarımızın, İslam olduğuna dair, algımızın kaynağı nedir? Kaçımız, kendimize, inancımızın kaynağı ile ilgili sorular soruyoruz? Ve bu sorularımızı neye, nereye, kime soruyoruz? Refarans kaynağımızın konumu ve niteliği ne?   Nerede ve nasıl bir konumda olduğumuzu görmek açısından bu sorular çok önemli. Ancak üzülerek söylemek gerekir ki, şu kadar milyar Müslüman içerisinde bu tür sorular soranların çok çok az olduğu gerçeği bir tarafa, bizde genel anlamda bir soru sorma ve sorgulama zaafiyeti söz konusu olduğu, bizim acı bir gerçeğimiz.  Hatta bunun da ötesinde genel bir soru sorma ve sorgulamadan rahatsız olma ve böyle bir eylemi hoş görmeme tavrı var ki, bu daha da vahim bir d...

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

Resim
❤ Kurana göre Sevgi ile Aşk Aşk mı, Sevgi mi? Kur'an'ın İnşa Ettiği Sevgi Tasavvuru Sevgi ile aşk arasındaki en temel fark, aşkın sahip olmak ve sahip olunmak , sevginin ise anlamak, paylaşmak ve yaşatmak üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu yönüyle aşk, tutkuyu; tutku ise çoğu zaman bağımlılığı ve tutsaklığı besler. Sevgi ise merhameti, sorumluluğu ve paylaşmayı doğurur. Merhamet ve sorumluluğun birleştiği yerde ahlak ortaya çıkar; ahlakın bulunduğu yerde ise özgürlük filizlenir. Bu nedenle sevgi, yalnızca bir duygu değildir. O, aynı zamanda bir özgürleşme ve özgürleştirme biçimidir. Ahlak ile özgürlük birbirini var eden iki temel değerdir. Biri olmadan diğeri ya ortaya çıkamaz ya da uzun süre varlığını sürdüremez. Aşkta almak, sevgide ise vermek esastır. Aşk görünüşü, çekiciliği ve gücü merkeze alırken; sevgi emeği, sadakati ve sorumluluğu önemser. Aşk, âşıktan sorgusuz sualsiz bağlanmasını ister; sevgi ise seven kişiden sevdiğine kol kanat germesini, onu koruyup geliştirmesini...

Kuran için Algı Sorunu 🤔

Resim
Kur'an'ın Anlaşılmasında En Büyük Engel: Somut Algı ve "Vech" Kavramı Giriş Kur'an'ın doğru anlaşılmasının önündeki en önemli engellerden biri, ayetleri sürekli somut ve zahirî bir bakış açısıyla yorumlama eğilimidir. Bu düşünme biçimi yalnızca günümüz Müslümanlarına ait bir problem değildir; tarih boyunca farklı coğrafyalarda ve dönemlerde etkisini göstermiş, Kur'an'ın anlaşılmasını derinden etkilemiştir. Bu yaklaşım sadece yanlış anlamalara yol açmamış; aynı zamanda yeni inanç kalıpları üretmiş, zamanla kültürel hafızaya yerleşerek din anlayışını biçimlendirmiştir. Böylece Kur'an'ın kavramsal dili yerine, insan merkezli ve maddî tasavvurlar öne çıkmıştır. Kur'an ise birçok konuda insanı somut düşünmenin sınırlarını aşmaya davet eder. Vahyin dili, yalnızca görüneni değil; ilkeyi, amacı, hikmeti ve anlamı kavramayı hedefler. Kur'an'ın Eleştirdiği Zahirî Okuma Kur'an'ın indiği dönemde de benzer algılama biçimleri mevcuttu. B...

İnsanoğlunun Değer Kavramlar 🚫

🚫 İnsanoğlunun Değer Kavramlar Hayat zıtlıklar üzerinde yürüyor, algılar zıt kavramlar üzerinden oluşuyor. Zıtlıklar üzerindeki bu gel-gitlerin toplamı aslında hayat ve algı diye tanımlanıyor. İyi-kötü, hayır-şer, günah-sevap, doğru-yanlış, güzel-çirkin, hak-batıl vs. gibi... Bunlar insanoğlunun değer kavramlarıdır . Bu kelimelerle hayatını hem yönlendirir ve tanımlar hem de anlamlandırır ve canlandırır. Bu kelime ve kavramların her biri bir yönü gösterir ve o yön, ancak onun tersi görüldüğünde kavranır . Yani insan hangi yönde olduğunu, o yönün nereye gittiğini ve ne işe yaradığını tersini gördüğünde ancak gereği gibi kavrar. İyi, tek başına iyi değildir. Doğru, hayr, sevap da öyle... İyinin iyi olduğu, kötünün kötülüğü sayesinde anlaşılır. Kötülük tanınmadan, iyinin tanınması ve onun ne olduğu, ne getirip ne götürdüğü, neyi alıp neyi dışarıda bıraktığı hakkında tam bir karar verilemez. Kötü ve iyi ikisi de birlike var olsa da, kötü, şer ve günah ortaya çıkmadan,  iyi,...

Kuran ile nasıl bir ilişki içindeyiz ? 🎗

🎗 Kuran ile nasıl bir ilişki içindeyiz? Kur`an bizim için ne ifade ediyor?  Onunla nasıl bir ilişki içindeyiz? Anlam dünyamızda ve hayatımızda neye karşılık geliyor? Davranışlarımızı ve düşünce kalıplarımızı o mu belirliyor? Yani, Kur`an`ın içinden mi konuşuyoruz?  Hayata onun pencerelerinden mi bakıyoruz? Yoksa Kur`anın dışında bir yerde duruyoruz da onu, yaptılarımızı meşrulaştıracak bir kutsal araç veya kendimizi kutsama vesilesi olarak mı görüyoruz? Akidemizin, inanç, ilke ve prensiplerimizin kaynağı Kur`an`a mı dayanıyor? Evimizde ve çalışma hayatında onun koyduğu temel ilkeler çerçevesinde mi hareket ediyoruz? Çevremizle ilişkilerimizi, gündelik hayatımızı, ahlak anlayışımızı, mezhep ve peygamberlik algımızı, ilme, sanata, eğitime, siyasete, ekonomiye, teknolojiye, şehirleşmeye, göçebeliğe vs. bakışımızı Kur`an mı belirliyor? Kur`an dediğimizde ne anlıyoruz?  Onun nasıl bir metin olduğu konusunda bir fikrimiz var mı? ...