Kayıtlar

sultan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

KUR’AN’DA MEŞRUİYETİN MÜHRÜ

Resim
  KUR’AN’DA MEŞRUİYETİN MÜHRÜ: SULTAN KAVRAMI Giriş: Hakikat ve Selahiyet Arasındaki Bağ Kur’an-ı Kerim, insanı sadece bir şeye inanmaya çağırmaz; inandığı şeyin dayanağını sorgulamasını da emreder. Bu sorgulamanın merkezinde "Sultan" (سُلْطَان) kavramı yer alır. Günümüzde sadece siyasi bir makam adı olarak algılansa da sultan, Kur’an sözlüğünde bir iddianın gökten yere, bilgiden eyleme kadar sahip olması gereken "ilahi onay ve sarsılmaz delil" demektir. Sultanı olmayan her iddia "batıl", her otorite "tağut" ve her inanç "kuruntu" (zann) mesabesindedir. 1. Semantik Köken: Kalbe ve Akla Nüfuz Eden Kuvvet "S-u-l-t" kökü, sözlükte sertlik, keskinlik ve galibiyet demektir. Ancak Kur’an bu kelimeyi maddî bir kılıçtan ziyade, "hüccet" (kesin kanıt) anlamında kullanır. El-İsfahani’nin tabiriyle sultan; muhatabın aklını ve kalbini susturan, reddedilmesi mümkün olmayan "beyyine" (açık delil) demektir. Kur’an’da b...

İLETİŞİM AHLAKI

Resim
  İLETİŞİM AHLAKI — “Beyyinât, Burhân, Sultân, Hüccet” Kur’ân’ın kendisi bir mucize olmaktan önce bir iletişim ahlakı inşasıdır. Kendisini “beyyinât, burhan, sultan, hüccet, beyyine, tibyân” gibi kavramlarla tanımlaması, dinin alanını dedikodu, slogan ve taklid değil; kanıt, delil, muhakeme ve açıklık üzerine kurduğunu gösterir. Modern teoloji ise çoğu yerde bu dili kenara itti ; yerine taklid kültürü, sloganlaştırma, aidiyet konuşması ve hassasiyet politikası koydu. Bu dönüşüm özellikle epistemik ahlakın ve toplumsal tartışma kültürünün çöküşüne işaret eder. 1. Beyyinât — Açık, Görünür, Net Belirti Kur’ân’da beyyinât , yalnızca “mucize” değil; açık kanıt anlamında epistemik bir terimdir. “Andolsun, size açık beyyinât getirdik…” (2:92) “İşte bunlar insanlar için beyyinât ve muttakiler için hidayettir.” (3:138) Burada dikkat çekici olan şudur: Hidayet duygusal ikna ile değil, açık kanıt ve görünen delil ile temellendirilir. Bu, iman iradesini intelektü...

DELİLİN IŞIĞI: Kanıt İlişkisi

Resim
  🌑 DELİLİN IŞIĞI: Kur’an’da Gölge, Güneş ve Bilinç Arasındaki Kanıt İlişkisi 1. Giriş: “Delil” Nedir? Kur’an’da “delil” kelimesi doğrudan çok az geçse de, onun karşılıkları olan şu kelimeler geniş bir düşünce ağı kurar: آية (ayet): İşaret, kanıt, mucize. بينة (beyyine): Açık, net, tartışmasız delil. برهان (burhan): Zihinsel kesinlik, apaçık aklî kanıt. سلطان (sultan): Otoriteye dayalı delil veya güç. Bunlar dört düzlemde işler: 1️⃣ Kozmik deliller (güneş, ay, gölge, yağmur gibi), 2️⃣ Tarihî deliller (geçmiş toplumların çöküşü), 3️⃣ İçsel deliller (vicdan, akıl, bilinç), 4️⃣ Vahiysel deliller (ayetlerin kendisi). 2. Gölgenin Delili: Güneşin Varlığı Furkan Suresi 45: “Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu sabit kılardı; sonra Biz, güneşi ona delil kıldık.” Bu ayet üç katmanlı bir “delil zinciri” kurar: Yani gölge “yokluk” gibidir ama varlığını ışığa borçludur.   Güneş, hem gölgenin sebebi hem de onun “kanıtı”dır.   Bu, “v...