Kayıtlar

İSLAM etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MODERN KÖLELİK

Resim
​KUR’AN’A GÖRE EMEK, ÖZGÜRLÜK VE MODERN KÖLELİK MANİFESTOSU  ​1. İlke: İnsan İnsana Kul Olamaz (Mutlak Tevhid) ​Kur’an’da kulluk (ʿubûdiyyet) yalnızca Allah’adır. Bir insanın başka bir insan üzerinde mutlak tasarruf kurması, ekonomik veya fiziksel baskı yoluyla iradesini ipotek altına alması şirktir. ​ Ayet: "De ki: Ey Kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da birbirimizi rab edinmeyelim. " (Âl-i İmrân, 64) ​ Analiz: Bu ayet, hiyerarşik sömürünün "rab edinme" yani ilahlık taslama olduğunu ilan eder. ​2. Kölelik Bir Statü Değil, Tasfiye Edilmesi Gereken Bir Sorundur ​Kur’an, indiği dönemdeki yerleşik kölelik sistemini bir "insan kaynağı" olarak değil, kurtulunması gereken bir "boyunduruk" olarak görür. ​ Ayet;   "Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? O, bir boynu (köleyi) zincirinden kurtarmaktır." ...

DÜNYA DÜZENİ

Resim
  DÜNYA DÜZENİ  Mîzân ve Ekonomik Disiplin “Göğü yükseltti ve mizanı koydu.” (Rahmân 55:7) Mîzân, Kur’ân’da sadece “adalet/terazi” değil; ölçü, denge, uyum, oran, disiplin, sınır ve üretim döngüsü anlamına gelir. Evreni tanımlayan fiziksel düzen de, toplumsal ekonomi de aynı kavram çerçevesinde okunur. 1. Mîzân: Kozmik Disiplin ve Ekonomi Kur’ân’ın ilk vurgusu kozmiktir: “O, göğü yükseltti ve mîzanı koydu. Sakın mîzanda taşkınlık yapmayın. Ölçüyü adaletle tutun, terazide eksiltmeyin.” (55:7–9) Burada fiziksel evren , pazar düzeni , ekonomik ölçü , gıda ve ticaret birlikte çerçevelenir. Çünkü ekonomik bozulma, evrenin ahengiyle çelişen bir “taşkınlık”tır. 2. Tartı, Ağırlık, Fiyat: Mikro Ekonomik Mîzân “Ölçü ve tartıyı adaletle yapın…” (En’âm 6:152) “Ölçüyü ve teraziyi doğrultun, insanlara eksik vermeyin.” (A’râf 7:85) “Ölçüyü tam tutun, tartıyı doğru terazi ile yapın.” (İsrâ 17:35) Bunlar sadece dükkân pazarı değil; fiyatlandırma, standardizasyon, kalite, tüket...

Büyük Haber 📜

Resim
​Kur’an’da Haber: Hakikat Taşıyan Söz mü, Algı Üreten Araç mı? ​Kur’an’da "haber" kavramı, modern dünyada alıştığımız nötr bilgi akışıyla örtüşmez. Kur’an’a göre haber; insanı edilgen bir dinleyici konumunda bırakmak için değil, onu sorumluluk altına sokmak için vardır. ​1. Nebe' ve Haber: Bilgiden Hakikate ​Kur’an’da kullanılan nebe’ ve haber kelimeleri, sıradan bir bilgiyi değil; sonuç doğuran, hayatı yönlendiren ve ahlaki bir tavır gerektiren bildirimi ifade eder. ​ Varoluşsal Soru: "Birbirlerine neyi soruyorlar? O büyük haberi…" (Nebe, 1–2). Buradaki haber, merak gideren bir magazin değil; insanın varoluşunu ve hesap bilincini sarsan bir hakikattir. ​ Konforu Sarsan Uyarı: Kur’an’da haber bir eğlence unsuru değil, insanın uyuşmuş bilincini uyandıran bir sarsıntıdır. ​2. Haber Ahlâkı ve Sorgulama Bilinci ​Kur’an, haberi getiren kadar alanı da muhatap kabul eder ve ona bir "filtreleme" görevi yükler. Hucurât Suresi’ndeki meşhur ikaz, ...

Masalcı Zihniyetin Dini ⚠️

Resim
   Masalcı Zihniyetin Dini Müteşâbih Üzerinden Yapılan Büyük Sapma Kur’an, insanı hakikate çağırmak için indirilmiş bir hidayet kitabıdır ; masal kitabı değil. Ne var ki tarih boyunca din, bilinç inşa eden ilkeler bütünü olmaktan çıkarılıp; cinler, periler, kanatlı yaratıklar, görünmez varlıklar ve fantastik anlatılar etrafında dönen bir mitolojiye dönüştürüldü. Bu dönüşüm tesadüf değildir. Bu, Kur’an’ın uyardığı çok net bir sapma biçimidir. Müteşâbih: Benzetme mi, Nesne mi? Kur’an’da ayetler ikiye ayrılır: muhkem ve müteşâbih . Muhkem olanlar açık, ilkesel ve yön vericidir. Müteşâbih olanlar ise temsil, benzetme ve soyut anlatım içerir. Sorun tam da burada başlar. Kur’an, müteşâbihi hakikate götüren bir anlatım aracı olarak kullanırken; zihinleri şekilci olanlar benzetilenin kendisini mutlaklaştırdı. Yani işaret edilen anlam bırakıldı, işaretin kendisi kutsallaştırıldı . Cin dendi, görünmeyen varlık icat edildi. Melek dendi, kanatlı figürler çizildi. Şeytan dendi, b...

Ritüel Bolluğu, Ahlâk Kıtlığı

Resim
​Ritüel Bolluğu, Ahlâk Kıtlığı  Geleneksel Din Anlayışının Medeniyet Krizi ​ Görünürlük Artarken Kaybolan Hakikat ​Bugün İslam coğrafyasında paradoksal bir manzara hakim: Camiler dolup taşarken güven azalıyor; dini semboller kamusal alanı kuşatırken adalet mekanizması çöküyor. Yalanın sıradanlaştığı, rüşvetin kılıfına uydurulduğu ve "kul hakkı" kavramının sadece vaazlarda kaldığı bu tablo, bireysel bir zaaftan ziyade kurumsallaşmış bir zihniyet sorunudur. Bu çalışma; Ehl-i Sünnet ve Şia geleneklerinin, Kur’an’ın inşa etmek istediği "ahlak merkezli medeniyet" tasavvurundan nasıl koptuğunu irdelemektedir. ​1. Şahısların Gölgesinde Kalan İlkeler: Kişi Merkezli Din ​Kur’an, dini kişilere değil ilkelere; şahıslara değil hakikate bağlar. Ancak tarihsel süreçte hem Sünni hem Şii gelenek, dini şu üç sütun üzerine inşa etmiştir: ​ Kutsanmış Şahıslar: Dokunulmaz otoriteler ve hatasız kabul edilen önderler. ​ Rivayet Zincirleri: Metnin (Kur'an) önüne geçen sözlü ...

Maide Suresi bağlamında ARINMA

Resim
​MÂİDE SURESİ: VİCDANI ARINDIRAN BİR AHDİN ANATOMİSİ ​Bu Sure Kime Hitap Ediyor? ​Mâide Suresi dışarıdaki inkârcıyı değil, “Ey iman edenler” hitabıyla içerideki dindarı sorgular. Bu sure, iman iddiasında bulunanların sadakat testidir. ​1️⃣ Sûrenin Açılışı: Akit – Söz – Sorumluluk ​Sure şu emirle başlar: “Ey iman edenler! Akitleri yerine getirin.” (5:1) . Mâide’nin ana omurgası budur. Din burada bir ritüel listesi değil, bir ahde sadakat sistemi olarak tanımlanır. ​2️⃣ Mâide 6: Bir Arınma Manifestosu ​Genelde “abdest ayeti” denilip geçilen Mâide 6, insanın fiziksel temizliğinden öte, varoluşsal bir duruşu temsil eder. ​ YÜZ (Kimlik): Riyadan ve sahte dindarlıktan temizlenmektir. ​ ELLER (Eylem): Haram kazancı ve zulmü terk etmektir. ​ BAŞ (Bilinç): Aklı dondurmamak, bilinçle yönlendirmektir. ​ AYAKLAR (Yol): Zalimin peşinden gitmemek, hakikat yolunda yürümektir. ​🌊 Su Yoksa Toprak: Maddeden Manaya Geçiş ​Ayetin devamında, su bulunmadığında veya sağlık engeli olduğu...

Vahşetten Medeniyete İnsanlaşma Süreci

Resim
​Vahşetten Medeniyete: Taştan Harfe, Beyt’ten Kitaba İnsanlaşma Süreci ​Giriş: “Anılmayan”dan “Muhatap”a İnsan ​İnsan, varlık sahnesine çıktığında henüz bir "özne" değildir; biyolojik bir taslak, doğanın içinde kaybolmuş bir imkândır. İnsan Suresi'nin başında bu durum şöyle ifade edilir:  “İnsanın üzerinden, henüz kendisi anılan bir şey değilken, uzun bir zaman geçmedi mi?” (İnsan, 76/1).  Doğa ise bu evrede vahşidir; sınırsız, tanımsız ve ötekidir. Kur’an’ın medeniyet projesi, bu "anılmayan" varlığı vahyin muhatabı kılarak, onu doğanın nesnesi olmaktan çıkarıp tarihin ve ahlakın öznesi yapma sürecidir. ​I. İsim ve Bilincin Doğuşu: Vahşetten Ünsiyete ​Doğa, isimlendirilmediği sürece korkutucu bir belirsizliktir. Kur’an’da Hz. Adem’e "isimlerin öğretilmesi" (Bakara, 2/31), sadece kelime ezberletmek değil; varlığı zihinsel haritaya dahil etme yetisidir. ​ İsimlendirme: Bilinmezliğin ehlileştirilmesi ve "ünsiyet" (tanışıklık) kurulması...

Hakikati Duyan Ama Alaya Alan Zihin

Resim
​Hakikati Duyan Ama Alaya Alan Zihin ​Sorun Bilgisizlik Değil, Tavırdır ​Kur’an’da inkâr çoğu zaman bir "bilmeme" hali değil, bildiği halde yüz çevirme ve üstünlük taslama hali olarak tanımlanır. Câsiye Suresi, tam da bu zihniyetin anatomisini çıkarır. 9. ayet ise bu teşhirin merkezinde durur: ​ "Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman, onu alay konusu yapar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır." (Câsiye, 45/9) ​Bu ayet, vahiyle hiç karşılaşmamış bir cahili değil; bizzat ayetle temas kurmuş, ondan bir miktar bilgi (ilim) edinmiş ama bu bilgiyi kalbine indirmek yerine nefsine kalkan yapmış bir zihniyet tipini anlatır. ​"Bir Şey Öğrendiği Zaman": Bilginin Sorumluluğundan Kaçış ​Ayetin "İzâ ‘alime min âyâtinâ şey’en" (Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman) ifadesi çok kritiktir. Burada sözü edilen kişi, ayeti duymuş ve anlamını kavramıştır. Ancak bu "öğrenme" eylemi onu takvaya değil, alaycılığa sürüklemiştir. ​Bugün b...

Kuran’da Kalıcı Nur ile Geçici Aydınlanma

Resim
Kur’an’daki "Nur" (Sürekli Işık) ile "Berk" (Şimşek/Anlık Parıltı)   insanın istikametini belirleyen en temel ayrıştırıcıdır. ​Nurla Yürümek mi, Şimşekle Aldanmak mı? ​Kur’an’da Kalıcı Aydınlık ile Geçici Parıltı Ayrımı ​Kur’an, insanın hakikatle kurduğu ilişkiyi ışık metaforu üzerinden tasvir ederken, ışığın kaynağına ve sürekliliğine dikkat çeker. Bu ayrım; iman ile nifak, vahiy ile zann, hidayet ile anlık heyecanlar arasındaki farkı ortaya koyur. ​1. Nur Varsa Karanlık Engel Değildir ​Kur’an’da iman edenlerin nuru, sadece bir "görme" aracı değil, bir "yol alış" enerjisidir: ​ “O gün mümin erkekleri ve mümin kadınları görürsün; nurları önlerinden ve sağlarından koşar.” (Hadîd, 57/12) ​ Tespit: Nur, dış dünyadaki karanlığı yok etmekten ziyade, yolcunun içindeki pusulayı aktif hale getirir. Mümin, şartların zifiri karanlık olduğu (sosyal çöküş, zulüm, cehalet) anlarda bile yalpalamaz. Çünkü nuru "önünde ve sağında" ona eşl...

Allah’a ve Mesajına Yapılan En Büyük Haksızlık

Resim
​Allah’a ve Mesajına Yapılan En Büyük Haksızlık: Yalnız O Anılınca Daralan Zihin ​Mesele İçerik Değil, Otoritedir ​Kur’an ayetleri okunduğunda sergilenen o meşhur direncin sebebi, ayetin ne söylediğinden ziyade, sözün sahibidir. Ayet, Allah’tan geldiğini ve mutlak otorite olduğunu ilan ettiği an huzursuzluk başlar. Tuhaftır ki; bu huzursuzluk, Allah’ın ismi beşerî otoritelerle yan yana zikredildiğinde yerini bir "rahatlamaya" bırakır. ​Kur’an bu psikolojik bariyeri şöyle teşhis eder: ​“Allah, tek başına anıldığı zaman ahirete inanmayanların kalpleri daralır; ama O’ndan başkaları anıldığında hemen sevinirler.” ( Zümer 39/45 ) ​1. Allah’ın "Yalnız" Anılması Neden Tehdit Edicidir? ​Allah’ın tek otorite olarak anılması; aracıların devre dışı kalması, geleneksel silsilelerin sarsılması ve insan sözünün "kutsal" zırhından soyunması demektir. Müşrik yapı Allah’ı inkâr etmez; aksine O’nu paylaşır. Çünkü paylaşılan bir otorite; denetlenebilir, yönlendir...

Bağışlanma: Ümit ve Sorumluluk Dengesi

Resim
Kur’an Penceresinden Bağışlanma: Ümit ve Sorumluluk Dengesi Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah, kendisini tanıtırken en çok vurguladığı sıfatların başında er-Rahmân (rahmeti her şeyi kuşatan) ve el-Gafûr (çokça bağışlayan) gelir.  Ancak Kur’an, Allah’ın bağışlamasını bir otomatik teminat olarak değil; samimi yönelişe karşılık verilen bir lütuf olarak sunar. Bu yaklaşım, mümini hem umutlu hem de sorumluluk sahibi kılar. 1. Sınırsız Rahmet ve Bağışlanma Müjdesi Zümer Suresi 53. ayet, ilahi bağışlamanın kapsayıcılığını en açık şekilde ortaya koyar: “ De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir .” (Zümer, 39/53) Bu ayet, Allah’ın bağışlama iradesinin sınır tanımadığını bildirir. Samimiyetle yönelen her kul için kapı açıktır. Ancak bu açıklık, sorumsuzluğa davet değil; dönüşe çağrıdır. 2. “Bağışlanmaya Değer” Bir Hayat Anlayışı Kur’an’a göre bağışlanma, yalnızca s...

Namazı kim öğretti ❓️

Resim
​NÜSUK, MENÂSİK VE SALÂT: ​Ritüelin Araç, Vahyin Amaç Olduğu Gerçeği ​1. Soruyu Doğru Sormadan Cevap Gelmez ​Kur’an’da namazın şekli, rekâtı veya teknik dizilişi açık bir ritüel şeması olarak tarif edilmez. Buna rağmen geleneksel zihin şu soruda kilitlenir: "Peygamber namaz kıldıysa, bu namazın şekli Kur’an’da neden yazmıyor?" ​Bu soru eksiktir. Doğru soru şudur: Peygamber, vahyin emrettiği SALÂTI neden ve hangi araçla ikame etti? Cevap bizi doğrudan "Nüsuk" ve "Mensek" kavramlarına, yani arınma disiplinlerine götürür. ​2. Nüsuk ve Mensek: Arınma Teknolojisi ​2.1. Kök Anlam (N–S–K) ​Arapça'da Nüsuk , altın ve gümüşün yüksek ateşte eritilerek içindeki tortulardan arındırılması, saf hâle getirilmesi işlemidir. Bu bir "durum" değil, bir süreçtir . ​ Mensek: Bu arınmanın uygulandığı yer, zaman ve yöntemdir. ​ Maide 4 ve "Allah’ın Öğretmesi": Kur'an, eğitilmiş av hayvanlarından bahsederken "Allah’ın size öğrettiği ...