Kayıtlar

uydurulan din etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ayetler ile Öğrenilmeyen Din Ne Üretir?

Resim
Allah’ın Ayetleriyle Öğrenilmeyen Din Ne Üretir? Din Bilgi Değil, Kaynak Meselesidir İslam’da sorun çoğu zaman “neye inanıldığı” değil, neyden öğrenildiği meselesidir. Aynı kavramlar, aynı ibadet isimleri, aynı kutsal kelimeler kullanılır; fakat kaynak değiştiğinde ortaya çıkan şey artık Allah’ın dini değil, Allah adına kurulmuş bir dindir. Kur’an, bu ayrımı baştan koyar: Din, yalnızca Allah’ın indirdiği ayetlerle inşa edildiğinde haktır. Bunun dışındaki her şey, ne kadar yaygın ve köklü olursa olsun sorgulanmaya muhtaçtır. 1. Ölçünün Kaybı: Hak ile Batıl Arasındaki Terazinin Bozulması Kur’an, kendisini “furkân” yani ayırıcı ölçü olarak tanımlar. Dini Allah’ın ayetleri yerine gelenek, rivayet veya otorite figürleri üzerinden öğrenen bir zihin, bu ölçüyü yitirir. Artık doğru; ayete göre değil, “bize böyle öğretildi” denilene göre belirlenir. Bu durum, dindarlığın içini boşaltır ve onu alışkanlık temelli bir ritüel setine indirger. Ölçünün kaybı, sadece bireysel bir hata değildir; toplum...

Masalcı Zihniyetin Dini ⚠️

Resim
   Masalcı Zihniyetin Dini Müteşâbih Üzerinden Yapılan Büyük Sapma Kur’an, insanı hakikate çağırmak için indirilmiş bir hidayet kitabıdır ; masal kitabı değil. Ne var ki tarih boyunca din, bilinç inşa eden ilkeler bütünü olmaktan çıkarılıp; cinler, periler, kanatlı yaratıklar, görünmez varlıklar ve fantastik anlatılar etrafında dönen bir mitolojiye dönüştürüldü. Bu dönüşüm tesadüf değildir. Bu, Kur’an’ın uyardığı çok net bir sapma biçimidir. Müteşâbih: Benzetme mi, Nesne mi? Kur’an’da ayetler ikiye ayrılır: muhkem ve müteşâbih . Muhkem olanlar açık, ilkesel ve yön vericidir. Müteşâbih olanlar ise temsil, benzetme ve soyut anlatım içerir. Sorun tam da burada başlar. Kur’an, müteşâbihi hakikate götüren bir anlatım aracı olarak kullanırken; zihinleri şekilci olanlar benzetilenin kendisini mutlaklaştırdı. Yani işaret edilen anlam bırakıldı, işaretin kendisi kutsallaştırıldı . Cin dendi, görünmeyen varlık icat edildi. Melek dendi, kanatlı figürler çizildi. Şeytan dendi, b...

Kelâmullah: İşitilmesi Gereken Söz

Resim
Kelâmullah: İşitilmesi Gereken Söz Tevbe 6 Ayeti Bağlamında Kur’an’ın Kendisini Tanımlaması 1. Giriş Kur’an’da “kelâmullah” ifadesi yalnızca lafız değil, bizzat Allah’ın sözü anlamına gelir. Bu söz, insanların herhangi bir aracının, yorumunun veya geleneğinin üstünde konumlanır. Tevbe 6. ayet bu gerçeği çarpıcı bir şekilde açığa çıkarır: müşrik dahi olsa, bir insan “Allah’ın sözünü işitinceye kadar” korunmak zorundadır. Demek ki işitilmesi gereken şey, dini geleneğin sonradan ürettikleri değil, doğrudan Kur’an’ın kendisidir. --- 2. Ayetin Tahlili: Tevbe 6  “Eğer müşriklerden biri senden güvence isterse, Allah’ın sözünü işitinceye kadar ona güvence ver; sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar bilmeyen bir topluluktur.” Burada üç önemli vurgu vardır: Mekân değil, söz merkezdedir: Kâbe’ye gelmesi değil, “Allah’ın kelâmını işitmesi” esastır. İman şartı konmaz: Dinlemek, öğrenmek, işitmek yeterlidir. Zorlama yoktur. Cehalet vurgusu: Düşmanlıklarının sebebi hakikati b...

HAK DİNE KARŞI TİYATRO 🎭

Resim
Onların Dinleri: Gösteri, Zan ve Aracılığa Dayalı Bir İnanç Tiyatrosu Giriş: Din mi, Tiyatro mu? Kur’an, bazı dinî yapı ve anlayışları "onların dini" olarak tanımlar; bunlar hakikate çağıran değil, göz boyayan, korku ve umut sömürüsüyle insanları tahakküm altına alan inanç sistemleridir. Bu tür yapılar, insandaki en zayıf eğilimleri hedef alır: mucize beklentisi, gösteri arzusu, kolay kurtuluş hayali ve başkasına sorumluluk devretme isteği. Allah’a doğrudan yönelmek yerine, araya simgeler, kişiler, yapılar ve kurumlar sokarak hakikatin üstünü örter. Kur’an, bu yapıları keskin bir eleştiriyle ifşa eder. --- 1. Mucize Dini: Göz Büyüsü ile İnşa Edilen İman Onların dinleri duymak değil, görmek ister. Kalple değil, gözle inanmak isterler. Gözle görülür bir “mucize” olmadan iman etmezler. Oysa Kur’an, mucize talebini inkârın bahanesi olarak gösterir. Nahl 35’te şöyle denir:  “Resûllere düşen, yalnızca apaçık tebliğdir.” Tarih boyunca Musa’dan asa, İsa’dan çamurdan kuş, Muhammed’den...

Kıyamet Günü Ortaklar ve İddiaları: Gerçek Şirk Nerede Başlar?

Resim
Kıyamet Günü Ortaklar ve İddiaları: Gerçek Şirk Nerede Başlar? Kuran-ı Kerim, kıyamet gününde yaşanacak dehşet verici manzaraları ve insanların sorgulanma süreçlerini net bir şekilde ortaya koyar. Bu sorgulamaların en can alıcı noktalarından biri de, şüphesiz, şirk meselesidir. En'am Suresi'nin 22. ve 23. ayetleri, o gün ortak koşanların nasıl bir durumla karşılaşacaklarını ve ne tür mazeretler ileri süreceklerini çarpıcı bir şekilde tasvir eder: "O gün onların hepsini toplayacağız. Sonra ortak koşan kimselere 'İddia ettiğiniz ortaklarınız nerede?' diyeceğiz." (En'am-22) Bu ayet, mahşer gününün o çetin anında, Allah'tan başkasına ibadet eden, O'na ortak koşanların yüz yüze kalacakları büyük sorguyu gözler önüne serer. Onlar, dünyada kendilerine şefaatçi ya da aracı edindikleri "ortaklarını" arayacak, ancak onları bulamayacaklardır. Bu soru, sadece putlara tapanları değil, Allah'ın mutlak birliğine gölge düşürecek herhangi bir düşünce ...