İNSANLARA FİTNE KILINAN LANETLENMİŞ AĞAÇ
RÜ’YÂ, LANETLENMİŞ AĞAÇ VE İMTİHAN
İsrâ 60’ın Kur’an Bütünlüğündeki Sarsıcı Anlamı
İsrâ Sûresi 60. âyet, ilk bakışta yalnızca geçmişte yaşanmış bir olaydan söz ediyor gibi görünür. Fakat âyetin kelimeleri Kur’an’ın diğer ayetleriyle birlikte okunduğunda çok daha çarpıcı bir yapı ortaya çıkar:
Allah bir şey gösteriyor, insanı onunla sınıyor; insanın verdiği tepki ise onun iç dünyasını açığa çıkarıyor.
Âyet şöyle der:
“Hani sana, ‘Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır’ demiştik. Sana gösterdiğimiz rü’yâyı ve Kur’an’da lanetlenmiş ağacı insanlar için yalnızca bir fitne kıldık. Onları korkutuyoruz; fakat bu, onların büyük bir tuğyanından başka bir şeyi artırmıyor.”İsrâ 17/60
Burada dikkat çekici olan yalnızca rü’yâ ve ağaç değildir. Asıl dikkat çekici olan, Allah’ın bunları “fitne” olarak nitelemesidir.
Çünkü Kur’an’a göre aynı bildirim, bir insanı hakikate yaklaştırırken başka bir insanın azgınlığını artırabilir.
Demek ki mesele yalnızca gösterilen şeyin ne olduğu değildir.
Asıl mesele:
İnsan gördüğü karşısında ne yapmaktadır?
RÜ’YÂ: SADECE “RÜYA” MI?
İsrâ 17/60’ta geçen kelime:
الرُّؤْيَا — er-rü’yâ
Kökü ر أ ي (r-e-y) olup görme, görerek algılama alanıyla ilişkilidir.
Âyette bunun hemen ardından:
أَرَيْنَاكَ — ereynâke
ifadesi gelir:
“Sana gösterdik.”
Dolayısıyla âyetin dikkat çekici yapısı şöyledir:
الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ
“Bizim sana gösterdiğimiz rü’yâ/görü.”
Bu ifade, kelimeyi sıradan bir insan hayalinden ayırır. Burada belirleyici olan, “sen gördün” değil, “Biz sana gösterdik” ifadesidir.
Kur’an’da rü’yâ kelimesinin farklı bağlamlarda kullanıldığını da görüyoruz.
Yusuf’un gördüğü rü’yâ:
“Yusuf babasına: Babacığım! Ben on bir yıldız, güneş ve ayı gördüm; onları bana secde ederken gördüm, dedi.”Yusuf 12/4
Yine Yusuf sûresinde kralın gördüğü rü’yâdan söz edilir. (Yusuf 12/43)
Fetih sûresinde ise:
“Andolsun, Allah elçisinin rü’yâsını hak olarak doğruladı...”Fetih 48/27
Burada rü’yânın gerçekleşen bir görme/bildirim niteliği taşıdığı görülür.
Dolayısıyla İsrâ 17/60’taki rü’yâ kelimesini doğrudan “sıradan uyku rüyası” diye sınırlandırmak Kur’an’ın kelime kullanımını daraltabilir.
Daha geniş ve metne sadık ifade:
Allah’ın elçisine gösterdiği bir görü/bildirimdir.
Bunun nasıl gerçekleştiği konusunda Kur’an’ın açıkça söylemediği ayrıntıları kesinleştirmek yerine, âyetin verdiği bilgiyle yetinmek daha isabetlidir.
RÜ’YÂNIN ARDINDAN GELEN “AĞAÇ”
Âyet ikinci olarak:
وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْآنِ
der:
“Kur’an’da lanetlenmiş olan ağacı...”
Burada çok önemli bir ayrıntı vardır.
Kur’an ağacı soyut bir kavram olarak yalnızca İsrâ 60’ta kullanmaz.
İbrahim sûresinde iki farklı ağaç karşılaştırılır:
“Görmedin mi Allah nasıl güzel bir sözü güzel bir ağaca benzetti? Onun kökü sağlam, dalları göktedir.”İbrahim 14/24
Ardından:
“Kötü sözün durumu ise kökü yerden koparılmış kötü bir ağaç gibidir; onun hiçbir dayanıklılığı yoktur.”İbrahim 14/26
Burada ağaç, yalnızca biyolojik bir bitki değildir.
Kur’an onu köklülük, sonuç üretme, yükselme ve yayılma üzerinden bir anlatım aracı olarak da kullanmaktadır.
Bu nedenle Kur’an’daki “ağaç” kavramının her geçtiği yerde sadece botanik bir nesne aramak doğru değildir.
Fakat İsrâ 17/60 açısından daha da önemli bir bağlantı vardır.
Çünkü Kur’an, İsrâ 60’taki “lanetlenmiş ağaç” ifadesini ileride açıkça açıklamaktadır.
“LANETLENMİŞ AĞAÇ” NEDİR?
Saffât sûresi bu noktada son derece dikkat çekicidir:
“Konukluk olarak bu mu daha hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?”Saffât 37/62
Ardından:
“Şüphesiz Biz onu zalimler için bir fitne yaptık.”Saffât 37/63
Sonra ağacın niteliği açıklanır:
“O, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.”Saffât 37/64
Ve:
“Onun tomurcukları şeytanların başları gibidir.”Saffât 37/65
Burada İsrâ 17/60 ile Saffât 37/63 arasında neredeyse doğrudan bir anahtar bulunmaktadır:
Bu iki ayet birlikte okunduğunda Kur’an’ın kendi içindeki bağlantı son derece güçlü hâle gelir. Saffât sûresi, “ağaç” konusundaki fitne boyutunu açık biçimde zakkumla ilişkilendirir.
Dolayısıyla “lanetlenmiş ağaç” ifadesinin Kur’an bütünlüğünde zakkum ağacına işaret ettiği sonucu güçlü biçimde ortaya çıkar.
ZAKKUM NEDEN “FİTNE”DİR?
Asıl sarsıcı nokta buradadır.
Kur’an:
“Onu zalimler için fitne yaptık.”
diyor.
Yani zakkum yalnızca cehennemde bulunan bir yiyecek unsuru olarak anlatılmıyor.
Aynı zamanda insanın tepki verdiği bir sınama unsuru olarak sunuluyor.
İsrâ 17/60’ın devamında da:
“Onları korkutuyoruz; fakat bu, onların büyük bir tuğyanından başka bir şeyi artırmıyor.”
deniliyor.
Buradaki mekanizma son derece açıktır:
Bildirim → sınama → insanın tepkisi → karakterin ortaya çıkması
Allah aynı hakikati insanlara bildiriyor.
Fakat sonuç herkes için aynı olmuyor.
Kimisi uyarıyı ciddiye alıyor.
Kimisi ise alay ediyor, reddediyor ve daha fazla taşkınlaşıyor.
Bu nedenle fitne, burada yalnızca “kötülük” anlamında okunmamalıdır.
Kur’an’ın kullanımında fitne, insanın içindeki cevheri ortaya çıkaran sınama ve ayrıştırma sürecidir.
FITNE BAZEN BİLDİRİMİN KENDİSİDİR
Kur’an’da fitnenin farklı biçimleri vardır.
Mal ve çocuk:
“Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir.”Teğâbün 64/15
Başka bir yerde:
“Sizi birbiriniz için bir fitne kıldık; bakalım sabredecek misiniz?”Furkan 25/20
Demek ki fitne yalnızca insanın başına gelen sıkıntı değildir.
İsrâ 17/60’ta ise daha da çarpıcı bir durum vardır:
Allah’ın gösterdiği bir görü ve Allah’ın Kur’an’da bildirdiği bir ağaç, insanların sınanmasına vesile olmaktadır.
İNSANIN SORUNU GÖRMEK DEĞİL, GÖRDÜĞÜNÜN KARŞISINDAKİ TAVRIDIR
Kur’an’ın birçok yerinde insanın bilgiyi nasıl karşıladığı anlatılır.
“Onlar, kendilerine gelmiş bulunan bilgiyi kavradıkları halde, aralarındaki taşkınlık yüzünden ayrılığa düştüler.”Şûrâ 42/14
Başka bir yerde:
“Kendilerine bir delil geldiğinde, ‘Bu apaçık bir sihirdir’ dediler.”Saff 61/6
Sorun çoğu zaman bilginin yokluğu değildir.
Sorun, insanın hakikati kabul etmeye hazır olup olmamasıdır.
Bu nedenle Kur’an:
“Hayır! İnsan gerçekten azar. Kendini yeterli gördüğü için.”Alak 96/6-7
der.
İsrâ 17/60’taki:
“tuğyânan kebîrâ”
ifadesi de tam burada anlam kazanır.
Tuğyan, sınırı aşmak, ölçüyü taşırmak, haddini aşarak taşkınlaşmak anlam alanına sahiptir.
Allah uyarıyor.
Fakat uyarı, bazı insanlarda teslimiyet oluşturmak yerine daha büyük bir direnç meydana getiriyor.
ZAKKUM: AKLIN SINIRLARINA ÇARPAN BİR BİLDİRİM
Zakkum anlatımının özellikle dikkat çekici bir tarafı vardır.
Kur’an şöyle der:
“O, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.”Saffât 37/64
İnsan alışılmış dünya tecrübesiyle düşündüğünde burada bir çelişki görmeye başlayabilir:
Ateşin içinde nasıl ağaç olur?
Nitekim Kur’an’ın kendi anlatımında bu konu zaten insanların sınanmasına bağlanmıştır.
Bu nedenle mesele yalnızca “ağacın fiziksel yapısı” değildir.
Asıl mesele şudur:
İnsan, Allah’ın bildirdiği fakat kendi sınırlı tecrübesiyle kuşatamadığı bir hakikat karşısında ne yapacaktır?
Kur’an bu noktada insanı kendi sınırları konusunda uyarır:
“Sizin bilginiz ancak az bir şeydir.”İsrâ 17/85
Ve:
“Onlar bilgice kuşatamadıkları ve henüz yorumu kendilerine gelmemiş olan şeyi yalanladılar.”Yûnus 10/39
İşte İsrâ 17/60’ın derinliği burada ortaya çıkar.
İnsan, bilmediği şeyi reddederek bilgili hâle gelmez.
Tam tersine, bilmediğini mutlak ölçü kabul ederse tuğyana sürüklenebilir.
“AĞAÇ” KUR’AN’DA SADECE AĞAÇ DEĞİLDİR
Kur’an’ın ağaç anlatımlarına birlikte baktığımızda daha geniş bir semantik alan ortaya çıkar.
İbrahim 14/24-26’da:
Güzel söz → güzel ağaç
Kötü söz → kötü ağaç
Tâhâ 20/120’de şeytan Âdem’e:
“Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü göstereyim mi?”
der.
Burada da ağaç, insanın arzu ettiği sonuçla ilişkilendirilir.
Âdem kıssasında ağaç üzerinden ortaya çıkan mesele yalnızca bir bitkinin yenilip yenilmemesi değildir.
Sınır, arzu, aldanma ve itaat meselesidir.
İsrâ 17/60’ta ise zakkum ağacı üzerinden:
bildirim, korkutma, sınanma ve tuğyan
aynı eksende birleşir.
Böylece Kur’an’daki ağaç anlatımlarının ortak bir yönü görülür:
Ağaç, insanın tercihleri ve sonuçlarıyla bağlantılı bir anlatım alanı oluşturur.
DAHA DA ÇARPICI OLAN: ALLAH “KORKUTUYOR”, AMA İNSAN AZIYOR
İsrâ 17/60’ın son bölümü bütün makalenin kilididir:
“Onları korkutuyoruz; fakat bu, onların yalnızca büyük bir tuğyanını artırıyor.”
Burada çok önemli bir Kur’an ilkesi vardır:
Uyarı, otomatik olarak iman üretmez.
Aynı uyarı iki farklı insan üzerinde iki farklı sonuç doğurabilir.
Bir insan için uyarı:
uyanış olabilir.
Başka biri için:
direniş olabilir.
Başka biri için:
alay olabilir.
Başka biri için:
daha büyük bir kibir olabilir.
Bu yüzden Kur’an yalnızca “bilgi” vermiyor; insanın bilgi karşısındaki tavrını da açığa çıkarıyor.
İSRÂ 1 VE İSRÂ 60 ARASINDAKİ BAĞ
İsrâ sûresinin başlangıcı da ayrıca dikkat çekicidir.
Sûre:
“Kulunu geceleyin Mescid-i Harâm’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden uzaktır; ona ayetlerimizden göstermek için...”İsrâ 17/1
ifadesiyle başlar.
Burada açıkça:
“ayetlerimizden göstermek için”
denilir.
Sûrenin ilerleyen bölümünde ise:
“Sana gösterdiğimiz rü’yâyı insanlar için yalnızca bir fitne yaptık...”İsrâ 17/60
denilir.
Böylece sûrenin kendi içinde gösterme – görme – sınama hattı oluşur.
Allah gösterir.
İnsan görür.
Sonra insanın içindeki tutum ortaya çıkar.
Demek ki “göstermek”, insanı otomatik olarak iman eden bir varlığa dönüştürmez.
Görülen şey, insanın kendisini de görünür hâle getirir.
GÖSTERİLEN ŞEY DEĞİL, GÖRENİN KALBİ SINANIR
Kur’an’ın başka bir ayeti bu gerçeği daha açık biçimde ortaya koyar:
“Biz cehennem görevlilerini yalnızca meleklerden yaptık ve sayılarını inkâr edenler için bir sınama kıldık...”Müddessir 74/31
Devamında çok önemli bir ifade gelir:
“Böylece Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.”
Buradaki sistem şudur:
Aynı bilgi → farklı insan → farklı tepki.
Dolayısıyla imtihan, sadece dışarıdaki olay değildir.
İmtihan, insanın o olay karşısında ortaya koyduğu tercihtir.
“RÜ’Y” VE “ZAKKUM” NEDEN YAN YANA GETİRİLDİ?
İsrâ 17/60’ın belki de en sarsıcı tarafı budur.
Allah iki şeyi aynı cümlede zikrediyor:
ve
Sonra ikisi için ortak bir hüküm veriyor:
فِتْنَةً لِلنَّاسِ
“İnsanlar için bir fitne.”
Bu ortaklık önemlidir.
Çünkü Kur’an burada bize şunu öğretiyor:
Hakikatin kendisi bazen insan için sınav hâline gelir.
İnsan:
“Ben bunu anlayamıyorum.”
diyebilir.
Fakat Kur’an’ın yaklaşımı:
“Anlamadığın için hemen reddetme.”
şeklindedir.
Çünkü:
“Onlar bilgice kuşatamadıkları şeyi yalanladılar.”Yûnus 10/39
BİLGİNİN SINIRI, HAKİKATİN SINIRI DEĞİLDİR
İnsan kendi deneyimini bütün gerçekliğin ölçüsü hâline getirdiğinde büyük bir yanılgıya düşebilir.
Oysa Kur’an:
“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”Bakara 2/216
der.
Ve:
“Allah göklerin ve yerin gaybını bilir.”Hucurât 49/18
Bu nedenle Kur’an’ın gayba ilişkin bildirimleri, insanın kendi deneyim alanıyla sınırlandırılamaz.
Fakat bu da şu anlama gelmez:
Kur’an’ın söylemediği ayrıntıları biz tamamlayabiliriz.
Tam tersine.
Kur’an’ın yöntemi şudur:
Bildirilen kadarını kabul etmek, bildirilmeyen konuda sınırı aşmamak.
ASIL FİTNE: İNSANIN KENDİ AKLINI MUTLAK ÖLÇÜ YAPMASI
İsrâ 17/60 yalnızca geçmişteki insanları anlatan bir ayet değildir.
Bugün de aynı sınama devam etmektedir.
İnsan bir ayetle karşılaşır.
Eğer kendi alışkanlığına uygunsa kabul eder.
Uymuyorsa:
“Bu mümkün değil.”
der.
Fakat burada fark edilmesi gereken şey şudur:
“Benim bildiğim dünya” ile “Allah’ın bildirdiği gerçeklik” aynı şey değildir.
Kur’an’ın sınadığı şey tam da bu olabilir.
İnsan kendi sınırını kabul edecek mi?
Yoksa kendi bilgisini Allah’ın bildirdiğinin üzerine mi çıkaracak?
İşte burada fitne, insanın içindeki ölçüyü açığa çıkarır.
SONUÇ: AĞAÇ DA RÜ’YÂ DA İNSANI GÖSTERİYOR
İsrâ 17/60’ı Kur’an’ın diğer ayetleriyle birlikte okuduğumuzda güçlü bir bütünlük ortaya çıkar:
Rü’yâ, Allah’ın gösterdiği bir görü/bildirim alanıdır.
Lanetlenmiş ağaç, Kur’an’ın başka ayetleriyle birlikte okunduğunda zakkum ağacıyla güçlü biçimde bağlantılıdır.
Saffât 37/63, zakkumun özellikle “fitne” olarak nitelendirildiğini açıkça söyler.
Fitne, insanın içindeki tutumu açığa çıkaran sınama işlevine sahiptir.
Tuğyan, bu bildirim karşısında hakikate teslim olmak yerine sınırı aşan direnç ve taşkınlığı ifade eder.
Ve âyetin sonunda korkutmanın bile bazı insanlarda iman yerine “büyük tuğyanı” artırdığı bildirilir.
Böylece İsrâ 17/60 bize çok daha derin bir gerçek gösterir:
Rü’yâ insanı sınar.
Zakkum insanı sınar.
Uyarı insanı sınar.
Bilgi insanı sınar.
Hatta insanın bilmediği karşısındaki tavrı bile onu sınar.
Çünkü imtihanın sırrı, yalnızca ne gördüğümüzde değil, gördüğümüz karşısında ne yaptığımızdadır.
Kur’an’ın sarsıcı mesajı belki de tam burada düğümlenir:
Bu yüzden Allah:
“Sana gösterdiğimiz rü’yâyı ve Kur’an’da lanetlenmiş ağacı insanlar için yalnızca bir fitne yaptık.”İsrâ 17/60
der.
Ve hemen ardından insanlığın önüne şu ibret verici sonucu koyar:
“Onları korkutuyoruz; fakat bu, onların yalnızca büyük bir tuğyanını artırıyor.”
Demek ki mesele sadece görmek değildir.
Mesele, gördüğün karşısında teslimiyet mi, yoksa tuğyan mı ürettiğindir.

Yorumlar
Yorum Gönder