HADİSLERLE NAMAZ
HADİSLERLE NAMAZ
VAHİY Mİ, RİVAYET Mİ, FIKHÎ PROSEDÜR MÜ?
“Hadisler olmasa namaz kılamayız” söylemini yeniden düşünmek
İslam dünyasında sıkça duyulan bir cümle vardır:
“Hadisler olmasaydı nasıl namaz kılacağımızı bilemezdik.”
Bu cümle ilk bakışta güçlü görünür. Çünkü bugün bildiğimiz namazın ayrıntıları; kıyam, kıraat, rükû, secde, oturuş, selam, ellerin bağlanması, imamın arkasında Fâtiha okunması gibi birçok unsur üzerinden hadis rivayetleriyle açıklanmaktadır.
Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkar:
Hadisler gerçekten tek parça, eksiksiz ve standart bir namaz tarifnamesi mi sunmaktadır?
Yoksa bugün “namazın şekli” diye bildiğimiz ayrıntılar, farklı zamanlarda aktarılmış rivayetlerin daha sonra fıkıh âlimleri tarafından bir araya getirilmesiyle mi oluşturulmuştur?
Bu soruyu sormak, namazı inkâr etmek değildir.
Tam tersine, namazı hadis külliyatının, Kur’an'ın ve tarihsel uygulamanın içinde daha dikkatli anlamaya çalışmaktır.
1. “Beni nasıl namaz kılarken gördüyseniz öyle kılın” ne söylüyor?
Namaz tartışmalarında en çok kullanılan rivayetlerden biri şöyledir:
“Beni nasıl namaz kılarken gördüyseniz, öyle namaz kılın.”
Bu ifade, Buhârî'de ezan bölümünde yer alan rivayetler arasında aktarılır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Bu cümle, bize baştan sona yazılmış bir namaz kullanım kılavuzu vermemektedir.
“Önce şunu söyleyin, sonra ellerinizi şu seviyede bağlayın, ardından şu kadar bekleyin, sonra şu şekilde eğilin...” şeklinde tek parça bir prosedür yoktur.
Rivayetin mantığı farklıdır:
Nebinin namazı, insanlar tarafından görülerek öğrenilmiştir.
Bu son derece önemlidir.
Çünkü namaz sadece yazılı bir metinden öğrenilen bir ibadet değildir. Toplum içerisinde görülmüş, uygulanmış ve kuşaktan kuşağa aktarılmış bir pratik niteliğindedir.
Dolayısıyla burada iki farklı aktarım biçimini birbirinden ayırmak gerekir:
Rivayet edilen hadisler
ve
toplumun yaşayarak sürdürdüğü namaz pratiği.
Bunları birbirine tamamen eşitlemek metodolojik açıdan doğru değildir.
2. Hadis kitapları bir “namaz ilmihali” değildir
Bugün birçok insan hadis kitaplarının açıldığında karşısına baştan sona tamamlanmış bir namaz tarifi çıkacağını düşünmektedir.
Oysa hadis külliyatının yapısı böyle değildir.
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce gibi eserlerde namazla ilgili çok sayıda rivayet bulunmaktadır.
Fakat bu rivayetler:
farklı sahabilerden,
farklı olaylar sırasında,
farklı zamanlarda,
farklı ifadelerle,
farklı bağlamlarda
aktarılmıştır.
Bir rivayette kıyamdan,
başka bir rivayette rükûdan,
başka bir rivayette secdeden,
başka bir rivayette imamın kıraatinden,
başka bir rivayette oturuştan,
başka bir rivayette ellerin hareketinden söz edilir.
Daha sonra fıkıh âlimleri bütün bu parçaları bir araya getirerek sistematik bir namaz modeli oluşturmuşlardır.
Dolayısıyla bugün bir ilmihalde gördüğümüz namaz tarifi ile hadis kitaplarındaki rivayetleri aynı şey olarak görmek mümkün değildir.
İlmihal:
rivayet + değerlendirme + usul + tercih + fıkıh
sonucunda ortaya çıkmıştır.
Bu nedenle ilmihaldeki her ayrıntının doğrudan “Allah'ın kesin emri” veya “nebiden tek biçimde nakledilmiş zorunlu uygulama” olduğunu söylemek ayrıca ispat gerektirir.
3. Hadislerde namazın farklı biçimleri neden ortaya çıkıyor?
Hadis külliyatına bakıldığında namazla ilgili bazı ayrıntılarda farklı rivayetler bulunduğu görülür.
Örneğin ellerin konumu konusunda farklı uygulamaları bildiren rivayetler vardır.
Kıyam sırasında ellerin bağlanmasıyla ilgili rivayetler üzerinden farklı fıkhî yorumlar ortaya çıkmıştır.
Buna karşılık Mâlikî gelenekte ellerin yana bırakılması şeklindeki uygulama da kabul edilmiştir.
Burada çok önemli bir gerçek ortaya çıkar:
Eğer hadisler tek başına bütün ayrıntıları hiçbir yoruma ihtiyaç bırakmadan belirlemiş olsaydı, bu konuda böylesine farklı mezhep uygulamalarının ortaya çıkması beklenmezdi.
Demek ki hadis metinlerinin anlaşılması ve uygulanması sırasında insan yorumu devreye girmiştir.
Bu, hadislerin varlığını reddetmek değildir.
Tam tersine hadislerin nasıl kullanıldığını doğru tespit etmektir.
4. Fâtiha meselesi: Aynı konu, farklı hükümler
Daha çarpıcı örneklerden biri cemaatle namazda imamın arkasında Kur'an okunması meselesidir.
Hadis külliyatında bu konuda farklı rivayetler bulunmaktadır.
Bir tarafta:
“Fâtiha'yı okumayanın namazı yoktur.”
anlamındaki rivayetler vardır.
Diğer tarafta imam Kur'an okurken susulmasına ilişkin rivayet ve uygulamalar üzerinden farklı değerlendirmeler yapılmıştır.
Sonuçta mezhepler birbirinden farklı hükümler geliştirmiştir.
Şâfiî fıkhında cemaatle namazda imamın arkasında Fâtiha okunmasına büyük önem verilir.
Hanefî fıkhında ise imamın arkasında kıraat konusunda farklı bir hüküm benimsenmiştir.
Buradaki mesele sadece “kim haklı?” sorusu değildir.
Asıl dikkat edilmesi gereken şudur:
Aynı hadis külliyatından hareket eden insanlar, aynı ibadetin bir ayrıntısı konusunda farklı sonuçlara ulaşabilmiştir.
Bu durum bize şunu gösterir:
Hadis metni ile fıkhî hüküm arasında bir yorum mekanizması bulunmaktadır.
Hadis → doğrudan hüküm değildir.
Arada:
hadisin sıhhati, bağlamı, diğer rivayetlerle ilişkisi, ayetlerle ilişkisi, nesih değerlendirmesi, rivayetlerin tercihi ve fıkıh usulü
gibi birçok aşama vardır.
5. “Namazı bozuyor” ile “namazın rüknüdür” nasıl aynı tartışmanın konusu olabiliyor?
Burada daha temel bir problem ortaya çıkmaktadır.
Bir mezhepte belirli bir uygulama namazın vazgeçilmez unsuru kabul edilirken, başka bir mezhepte aynı uygulamanın terk edilmesi namazı geçersiz kılmayabilir.
Bu durum, namazın tamamen uydurma olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine şunu gösterir:
Namazın temel ibadet oluşu ile namazın bütün ayrıntılarının aynı kesinlik derecesinde olması birbirinden farklıdır.
Namaz vardır.
Rükû vardır.
Secde vardır.
Kıyam vardır.
Kıraat vardır.
Vakit vardır.
Abdest vardır.
Fakat bunların her birinin ayrıntısının aynı seviyede olduğunu söylemek mümkün değildir.
Bir başka ifadeyle:
Namazın varlığı başka bir meseledir; namazın bütün ayrıntılarının tek biçimli olması başka bir meseledir.
6. Kur'an namazı sadece hareketlerden ibaret anlatmaz
Kur'an'a baktığımızda namazın önemli bir boyutunun insanın dönüşümü olduğunu görürüz.
Ankebût 45'te:
“Şüphesiz salat, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.”
denilir.
Bu son derece güçlü bir ölçüdür.
Çünkü burada namaz yalnızca:
“kaç rekât?”
“eller nerede?”
“parmaklar nasıl?”
“imamın arkasında hangi sure okunacak?”
gibi şekilsel sorular üzerinden tanımlanmamaktadır.
Namazın insan üzerindeki ahlaki sonucu öne çıkarılmaktadır.
Eğer insan namaz kılıyor fakat namaz onu kötülükten uzaklaştırmıyorsa, Kur'an'ın ortaya koyduğu amaç ile ortaya çıkan sonuç arasında ciddi bir problem var demektir.
7. “Beni anmak için salatı ikame et”
Tâhâ 14'te Allah şöyle bildirir:
“Beni anmak için salatı ikame et.”
Burada namazın merkezinde Allah'ı hatırlamak vardır.
Dolayısıyla salatın amacı yalnızca bedensel hareketleri doğru sırayla yapmak değildir.
Salat:
bilinçtir.
hatırlamadır.
bağ kurmadır.
Allah merkezli bir hayatı ayakta tutmadır.
Bu nedenle namazı sadece teknik bir prosedüre indirgemek, Kur'an'ın namaza yüklediği anlamı daraltma riski taşır.
8. Namazın vakitleri de Kur'an'da vardır
“Hadis olmasaydı namazın vakitlerini bilemezdik” şeklindeki iddia da ayrıca incelenmelidir.
Kur'an'da salatın belirli vakitlere bağlı olduğu açıkça ifade edilir:
“Şüphesiz salat, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir yazgıdır.”
(Nisâ 4:103)
Hud 114'te:
“Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın saatlerinde salatı ikame et.”
İsrâ 78'de:
“Güneşin zevalinden gecenin karanlığına kadar salatı ikame et; sabah okuyuşunu da...”
denilir.
Dolayısıyla Kur'an namazı zamansız, biçimsiz ve belirsiz bir ibadet olarak bırakmamaktadır.
Vakit kavramı vardır.
Abdest vardır.
Kıyam vardır.
Rükû vardır.
Secde vardır.
Kıraat vardır.
Korku hâlinde namazın nasıl düzenleneceğine dair hükümler bile vardır.
9. Korku namazı çok önemli bir örnektir
Nisâ 102. ayet, savaş ortamındaki namaz düzenlemesini anlatır.
Burada dikkat çekici olan şudur:
Tehlike ortamında namazın uygulama biçimi değişebilmektedir.
Bir grup namazda bulunurken diğer grup güvenliği sağlar.
Sonra gruplar değişir.
Bu bize önemli bir ilke gösterir:
Namazın özü ile uygulama şartları birbirinden ayrılabilir.
Çünkü savaş şartları değiştiğinde uygulama biçimi de değişmektedir.
Bu durumda namazı yalnızca milimetrik beden hareketlerinden oluşan değişmez bir prosedür olarak görmek Kur'an'ın bu esnek anlatımıyla tam olarak örtüşmez.
10. Hadislerde namazın özü ile ayrıntısı birbirinden ayrılmalıdır
Hadislerde namaz konusunda çok sayıda rivayet bulunması önemlidir.
Fakat hadislerin bize sunduğu malzemenin tamamını aynı kategoride değerlendirmek doğru değildir.
Örneğin:
“Rükû edin.”
“Secde edin.”
“Namazı kılın.”
gibi temel uygulamalarla,
ellerin tam olarak hangi seviyede tutulacağı,
parmakların nasıl konumlandırılacağı,
imamın arkasında hangi kıraat biçiminin uygulanacağı
gibi ayrıntılar aynı kesinlik derecesinde ele alınmamalıdır.
Çünkü birincisi ibadetin temel yapısıyla ilgilidir.
İkincisi ise rivayetlerin yorumlanması ve fıkhî tercihlerle ilgilidir.
Bu ayrım yapılmadığında:
fıkıh, vahyin kendisiymiş gibi sunulabilir.
11. Asıl sorun namazın şekli değil, şeklin dinleştirilmesidir
Burada eleştirinin hedefi namazın rükûsu veya secdesi değildir.
Sorun:
bir ayrıntının zaman içinde dinin tamamı haline getirilmesidir.
İnsan bazen namazın özünü unutup:
“Eller göğüste mi?”
“Göbek altında mı?”
“İmamın arkasında Fâtiha okunur mu?”
“Âmin yüksek sesle mi söylenir?”
gibi ayrıntıları iman ölçüsüne dönüştürebilmektedir.
Oysa Kur'an'ın namazdan beklediği sonuç çok daha ağırdır:
Kötülükten uzaklaşmak.
Allah'ı hatırlamak.
Sorumluluk bilinci kazanmak.
Hayatı Allah'ın ölçüleri doğrultusunda düzenlemek.
12. Namaz insanı değiştirmiyorsa sorun nerede?
Kur'an'ın ölçüsü burada son derece açıktır.
Ankebût 45:
“Şüphesiz salat, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.”
Bu ayet, namazı değerlendirmek için güçlü bir ölçü sunmaktadır.
İnsan yıllarca namaz kılabilir.
Saflarda durabilir.
Rükû yapabilir.
Secde edebilir.
Fakat aynı zamanda:
haksızlık yapabilir,
kul hakkı yiyebilir,
yalan söyleyebilir,
emanete ihanet edebilir,
yoksulu ezebilir,
yetimi görmezden gelebilir,
adaletsizlik yapabilir.
O zaman şu soru kaçınılmazdır:
Namazın hareketleri yerine getirilmiş olabilir; fakat namazın amacı gerçekleşmiş midir?
Kur'an'ın namaz anlayışını ciddiye almak, bu soruyu sormayı gerektirir.
13. Namazın ayrıntıları üzerinde ihtilaf varsa ibadet neden bozulmuyor?
Asırlar boyunca Müslümanlar namazın bazı ayrıntılarında farklı uygulamalar yapmıştır.
Elleri bağlayan da vardır.
Yana bırakan da.
İmamın arkasında Fâtiha okuyan da vardır.
Okumayan da.
Besmelenin sesli okunmasını tercih eden de vardır.
Sessiz okunmasını tercih eden de.
Âmin'i sesli söyleyen de vardır.
Sessiz söyleyen de.
Bütün bunlara rağmen bu insanlar aynı kıbleye yönelmiş, aynı vakitlerde Allah'a yönelmiş, aynı şekilde rükû ve secde etmişlerdir.
Bu tablo bize önemli bir şey söylüyor:
Namazın ortak omurgası ile fıkhî ayrıntıları birbirinden ayırmak gerekir.
14. “Hadisler olmasaydı namaz bilinmezdi” yerine hangi soru sorulmalı?
Daha sağlıklı soru şudur:
Kur'an'ın verdiği namaz çerçevesi nedir?
Nebî dönemindeki yaşayan uygulama nasıldı?
Hadis rivayetleri bu uygulamanın hangi parçalarını aktarıyor?
Bu rivayetler arasında hangi farklılıklar var?
Fıkıh âlimleri bu farklılıkları nasıl değerlendirdi?
Hangi hüküm doğrudan ayetten, hangisi hadisten, hangisi fıkhî içtihattan geliyor?
Bu sorular sorulduğunda birbirine karıştırılan üç alan ayrılmaya başlar:
Vahiy
Rivayet
İçtihat
Bunların üçünü tek bir şey gibi görmek doğru değildir.
15. Sonuç: Namazı rivayetlerin ayrıntıları içinde kaybetmemek
Namaz İslam'ın temel ibadetlerinden biridir.
Kur'an namazı emreder.
Vakitlerden söz eder.
Abdesti açıklar.
Kıyam, rükû ve secdeyi zikreder.
Korku hâlinde namazın nasıl sürdürüleceğini anlatır.
Namazın Allah'ı anma amacı taşıdığını bildirir.
Ve en önemlisi, namazın insanı kötülükten uzaklaştırması gerektiğini söyler.
Hadis külliyatı ise nebî dönemindeki namaz uygulamalarına dair çok sayıda rivayet aktarır.
Bu rivayetler önemlidir.
Fakat rivayetlerin daha sonra fıkıh usulü içerisinde yorumlanarak ayrıntılı bir namaz prosedürüne dönüştürülmesi, insan emeğinin ve içtihadın da bu süreçte bulunduğunu gösterir.
Bu nedenle şu ayrımı yapmak gerekir:
Namaz vahyin emridir.
Namazın nebî tarafından uygulanmış bir pratiği vardır.
Hadisler bu uygulamaya dair rivayetler taşır.
Fıkıh âlimleri bu rivayetleri değerlendirip hükümler çıkarmıştır.
Fakat:
Fıkıh hükmünü vahyin kendisiyle özdeşleştirmek başka bir şeydir.
Belki de bugün namaz konusunda en çok ihtiyacımız olan şey yeni bir şekil tartışması değil, şu sorudur:
Namazı gerçekten kılıyor muyuz, yoksa namazın nasıl kılınacağı tartışmasını mı sürdürüyoruz?
Çünkü Kur'an'ın ölçüsünde namaz yalnızca bedenin hareketi değildir.
Namaz;
Allah'ı hatırlamaktır.
Bilinçtir.
Disiplindir.
Ahlaki dönüşümdür.
Kötülükten uzaklaşmaktır.
Ve bütün bunların ötesinde, insanın hayatını Allah'ın ölçüsüne göre yeniden düzenlemesidir.
Eğer namaz bizi değiştirmiyorsa, belki de tartışmamız gereken ilk şey:
ellerimizin nerede durduğu değil, kalbimizin ve hayatımızın nerede durduğudur.

Yorumlar
Yorum Gönder