İLAHLIK VE RABLİK ⚠️
İLAHLIK VE RABBLİK
Kur’an’da “ilah” ve “rab” kavramları aynı şey değildir. Fakat ikisini birbirinden kopardığımızda, Kur’an’ın şirk anlayışının önemli bir boyutunu gözden kaçırırız.
Bu nedenle Kur’an’ın şirk eleştirisi yalnızca “Allah’tan başka ilah var” demekle sınırlı değildir. Asıl meselelerden biri, Allah’ın hüküm ve otoritesinin başka varlıklara aktarılmasıdır.
Firavun’un sözlerine bakalım:
“Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah bilmiyorum.”(Kasas 28:38)
Firavun burada kendisini açıkça “ilah” ilan ediyor gibi görünmektedir. Fakat başka bir ayette söylediği söz, meselenin daha derin olduğunu gösterir:
“Ben sizin en yüce rabbinizim.”(Nâziât 79:24)
Dikkat edin: Firavun yalnızca “Ben sizin ilahınızım” demiyor; “Ben sizin rabbinizim” diyor.
Yani insanların hayatında en üst otoritenin kendisi olduğunu ilan ediyor.
Kur’an’ın Firavun eleştirisinin önemli taraflarından biri tam da budur: Kul, Allah’ın kulluğundan çıkarılıp başka bir kulun otoritesi altına sokulmaktadır.
Firavun şöyle diyordu:
“Ben size ancak gördüğümü gösteriyorum ve sizi ancak doğru yola yöneltiyorum.”(Mü’min 40:29)
Bu, yalnızca siyasi bir yönetim meselesi değildir. Firavun insanların doğru–yanlış ölçüsünü belirleme yetkisini de kendisinde görmektedir.
Kur’an ise bu yetkinin Allah’a ait olduğunu bildirir:
“Hüküm yalnız Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir.”(Yûsuf 12:40)
İşte ilahlık ve rablik meselesinin düğüm noktası buradadır.
NEBİLERİ VE DİN ADAMLARINI RABLER EDİNMEYELİM!
Kur’an, Ehl-i Kitab’ın yaptığı çok çarpıcı bir hatayı şöyle anlatır:
“Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini ve ruhbanlarını rabler edindiler; Meryem oğlu Mesih’i de... Oysa tek bir ilaha kulluk etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından uzaktır.”(Tevbe 9:31)
Burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Ahbar ve ruhbanlar gerçekten insanların “ilahı” mıydı?
Kur’an’ın ortaya koyduğu tablo, onların Allah’ın yanında ikinci bir yaratıcı olarak kabul edilmesinden çok daha farklı bir noktaya işaret eder: İnsanlar onların din adına koyduğu ölçülere teslim olmuşlardı.
Bu nedenle ayetin hemen devamında:
“O’ndan başka ilah yoktur.”
denilmesi son derece anlamlıdır.
Demek ki Allah’ın yanında başka bir varlığı ilahlaştırmak, yalnızca onun adına “ilah” demek değildir. Allah’ın kulları üzerindeki mutlak otoritesine başka bir otorite ortak etmek de tehlikenin parçasıdır.
Kur’an bu yüzden şöyle uyarır:
“Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.”(Nisâ 4:36)
NEBİLERİ RAB EDİNMEK DE MÜMKÜN MÜ?
Evet. Kur’an bu ihtimali de açıkça gündeme getirir:
“Allah’ın kendisine Kitap, hüküm ve nebilik verdiği hiçbir insanın, sonra insanlara ‘Allah’ı bırakıp bana kullar olun’ demesi düşünülemez...”(Âl-i İmrân 3:79)
Ardından çok daha açık bir uyarı gelir:
“...Ve sizi, nebileri ve melekleri rabler edinmeye de çağırmaz...”(Âl-i İmrân 3:80)
Buradaki ölçü nettir:
Hiçbir nebi, Allah’ın yanında bağımsız bir rab değildir.
Nebi vahyi insanlara bildirir; fakat insanların hayatında Allah’tan bağımsız bir din otoritesi haline getirilemez.
Çünkü Allah şöyle buyurur:
“Hüküm yalnız Allah’ındır.”(Yûsuf 12:40)
PEKİ “İKİ İLAH EDİNMEYİN” NE DEMEK?
Kur’an bunu da son derece açık söyler:
“Allah dedi ki: İki ilah edinmeyin. O, ancak tek ilahtır. Yalnız benden sakının.”(Nahl 16:51)
Burada sayı bile verilmiştir:
İki ilah edinmeyin!
Çünkü tevhid, yalnızca Allah’ın yaratıcı olduğunu söylemek değildir. İlah olarak yalnız Allah’ı kabul etmektir.
Kur’an müşriklerin Allah’ı tamamen inkâr ettiğini söylemez. Aksine, onlara:
“Gökleri ve yeri kim yarattı?”
Sorun, Allah’ı tamamen reddetmeleri değil; Allah’ın yanında başka varlıklara da aracılık, yetki ve kulluk alanı açmalarıdır.
Bu yüzden Kur’an:
“Dikkat edin, hâlis din yalnız Allah’ındır.”(Zümer 39:3)
der.
BUGÜN FİRAVUN'UN SÖZÜNÜ TEKRARLAMAK NASIL OLUR?
Bugün kimse çıkıp:
“Ben sizin en yüce rabbinizim.”
demeyebilir.
Fakat soru şudur:
Bir insan Allah’ın kitabında bulunmayan bir dinî hükmü Allah adına koyabilir mi?
Bir din adamı, şeyh, efendi, mezhep otoritesi veya herhangi bir insan:
“Allah böyle emretti.”
diyerek Allah’ın kitabından bağımsız bir hüküm koyduğunda, insanları kendi otoritesine bağlamış olmaz mı?
Kur’an’ın uyarısı tam burada yeniden karşımıza çıkar.
Çünkü Allah:
“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri dinde kendileri için yasalaştıran ortakları mı var?”(Şûrâ 42:21)
diye sorar.
Öyleyse mesele yalnızca heykellere secde etmek değildir.
Allah’ın yanında ikinci bir din kaynağı oluşturmak, ikinci bir hüküm makamı oluşturmak ve insanları Allah’ın yerine insanların dinî otoritesine bağlamak da sorgulanmalıdır.
TEK RABBİMİZ, TEK İLAHIMIZ
Kur’an’ın çağrısı bütün bu tartışmayı tek bir noktada toplar:
“De ki: Ey Kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim; O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp birbirimizi rabler edinmeyelim.”(Âl-i İmrân 3:64)
İşte bomba nokta budur:
“Birbirimizi rabler edinmeyelim.”
Çünkü Allah’ın mesajı nettir:
“İlahınız tek ilahtır.”(Bakara 2:163)
Ve:
“İki ilah edinmeyin. O, ancak tek ilahtır.”(Nahl 16:51)
Firavun’un problemi sadece “Ben ilahım” demesi değildi.
Asıl mesele, insanların hayatındaki en üst otoriteyi kendisine bağlamasıydı.
Kur’an ise insanı Firavun’dan da, ruhbandan da, ahbardan da, bütün insanî otoritelerden de kurtarıp doğrudan Allah’a yönlendirir:
İşte tevhid budur.

Yorumlar
Yorum Gönder