MESCİTLER ALLAH’INDIR
MESCİTLER ALLAH’INDIR: PEKİ SİZ KİMİN KAPISINDASINIZ?
Kur’an’ın bazı ayetleri vardır; insan onları okuduğunda yalnızca bir bilgi edinmez, kendi inancını ve alışkanlıklarını yeniden sorgulamak zorunda kalır.
Cin Suresi 18. ayet bunlardan biridir:
“Mescitler Allah’ındır. Öyleyse Allah ile birlikte hiç kimseye çağrıda bulunmayın.”(Cin 72:18)
Bu ayet yalnızca bir mescidin kime ait olduğunu bildiren bir ifade değildir.
Ardından gelen emir, mescidin asıl anlamını ortaya koyar:
“Allah ile birlikte hiç kimseye çağrıda bulunmayın.”
Demek ki mesele yalnızca mekân değildir.
Mesele, o mekânda kime yöneldiğimizdir.
Mescit Allah’a aitse, çağrı da Allah’a olmalıdır.
Kulluk Allah’a ise, dua da Allah’a olmalıdır.
Yardım Allah’ın elindeyse, mutlak anlamda medet de Allah’tan beklenmelidir.
Peki bugün ne görüyoruz?
İnsanların bir kısmı Allah’a yönelirken araya başka isimler koyuyor:
“Allah’ım, falanca kulunun hürmetine…”
“Ey Allah’ın sevgili kulu, bana yardım et!”
“Yetiş ey şeyhim!”
“Medet ey gavs!”
"Peygamberin yüzü suyu hürmetine"
“Bizi Allah’a yaklaştıracak birilerini bulmamız gerekir.”
Tam burada Kur’an’ın sorusu karşımıza çıkıyor:
Allah neden yetmiyor?
“BİZ ONLARA BİZİ ALLAH’A YAKLAŞTIRSINLAR DİYE KULLUK EDİYORUZ”
Kur’an, bu düşüncenin yeni olmadığını açıkça bildirir.
“Dikkat edin! Halis din yalnız Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler: ‘Biz onlara ancak bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ derler.”(Zümer 39:3)
Dikkat edin:
Buradaki insanlar Allah’ı inkâr etmiyor.
Sorunları “Allah yoktur” demek değil.
Tam tersine Allah’ı kabul ediyor, fakat Allah’a ulaşmak için başka varlıkları araya koyuyorlar.
İşte Kur’an’ın şirk konusunda dikkat çektiği kırılma noktalarından biri tam olarak budur.
Allah vardır ama O’na ulaşmak için aracılar gerekir…
Allah işitir ama doğrudan O’na yönelmek yerine başka kapılara gidilir…
Allah yardım eder ama önce bir veliye, şeyhe, gavsa veya kutsallaştırılmış başka bir kişiye seslenilir…
Kur’an ise bu düşünceyi kabul etmek yerine sorgulatır:
“Allah’tan başka kendilerine ne zarar ne de yarar verebilecek şeylere kulluk ediyorlar ve: ‘Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir’ diyorlar.”(Yûnus 10:18)
Burada çok önemli bir nokta var:
Aracı düşüncesi, Allah’ı inkâr etmek zorunda değildir.
İnsan Allah’a inanabilir ve yine de Allah ile kendi arasına başka varlıklar koyabilir.
Kur’an’ın uyardığı tehlike tam da burada başlar.
ALLAH’A ULAŞMAK İÇİN ARACI MI GEREKİYOR?
Şimdi Kur’an’ın başka bir ayetine bakalım:
“Kullarım sana Beni sorarlarsa, şüphesiz Ben çok yakınım. Bana çağrıda bulunanın çağrısına cevap veririm.”(Bakara 2:186)
Ayetin dikkat çekici tarafı şudur:
Kul Allah’ı soruyor.
Allah ise:
“Ben çok yakınım.”
diyor.
Araya bir sınıf koymuyor.
Bir ruhban sınıfı tarif etmiyor.
Bir kutsal aracı listesi vermiyor.
“Önce falancaya git” demiyor.
“Şu kişinin kapısından geç” demiyor.
Tam tersine:
“Bana çağrıda bulunanın çağrısına cevap veririm.”
diyor.
Bu yüzden Kur’an’ın Allah anlayışında insan ile Allah arasındaki mesafe, insan eliyle kurulmuş

Yorumlar
Yorum Gönder