CENNETİN TİCARETİ DEVAM EDİYOR

 


CENNETİN TİCARETİ DEVAM EDİYOR

Bir zamanlar insanlara “cennetten tapu” satıldığı anlatılırdı.

Bugün yöntem değişti.

Artık kimse eline cennetin tapusunu alıp açıkça satmıyor. Fakat cennete götüreceği iddia edilen kitaplar, özel dualar, aracılar, ruhani makamlar, cemaat aidiyetleri, tarikat bağlılıkları ve din adına üretilmiş sayısız ürün üzerinden ticaret devam ediyor.

Yani tabela değişti; ticaretin mantığı değişmedi.

Kur’an ise dinin ticarete dönüştürülmesine karşı çok sert bir uyarıda bulunur:

“Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir bedel karşılığında satanlar var ya, onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar.”
Bakara 2:174

Dikkat edin:

Mesele yalnızca kitabı satmak değildir. Asıl mesele, Allah’ın mesajını dünyevi çıkar karşılığında kullanmaktır.

Kur’an bunu daha açık biçimde ortaya koyar:

“Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmayın.”
Bakara 2:41

Peki bugün “az bir bedel” yalnızca para mıdır?

Hayır.

Şöhret de olabilir. Makam da olabilir. Takipçi de olabilir. İtibar da olabilir. İnsanların kendisine bağlanması da olabilir.

Din üzerinden elde edilen her dünyevi çıkar, insanın kendisine şu soruyu sordurmalıdır:

Ben Allah’ın mesajını mı anlatıyorum, yoksa Allah’ın mesajı üzerinden kendime bir makam mı kuruyorum?

CENNETİN SAHİBİ Kİ?

Cennet Allah’ındır.

Hiçbir hoca, şeyh, cemaat lideri, tarikat büyüğü, din adamı veya başka bir insan cennetin sahibi değildir.

Allah şöyle buyurur:

“De ki: Şefaat bütünüyle Allah’a aittir.”
Zümer 39:44

Ve:

“Hüküm yalnızca Allah’ındır.”
Yusuf 12:40

Öyleyse bir insanın çıkıp:

“Bana bağlanırsan kurtulursun.”

“Benim gösterdiğim yoldan gidersen cennete girersin.”

“Şu gruba katıl, şu kişiye tabi ol, şu kitabı oku; cenneti garantile.”

demesi Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçüyle sorgulanmalıdır.

Çünkü kurtuluşun sahibi de hükmün sahibi de Allah’tır.

KİTAP SATMAK MI, CENNET SATMAK MI?

Burada önemli bir ayrım var.

Bir kitabın basılması ve ücret karşılığında satılması kendi başına sorun değildir.

Sorun, dinî otoritenin ve kurtuluş vaadinin ticari bir araca dönüştürülmesidir.

Bir kitap:

“Kur’an’ı okuyun, düşünün, Allah’ın ayetlerini araştırın.”

diyorsa başka;

“Benim yorumuma, benim cemaatime, benim yöntemime bağlanırsanız kurtulursunuz.”

diyorsa bambaşkadır.

İlkinde insan Allah’ın kitabına yönlendirilir.

İkincisinde ise insanın önüne bir aracı konulur.

Kur’an bu aracılık anlayışını da sorgular:

“Dikkat edin, halis din yalnız Allah’ındır.”
Zümer 39:3

DİNİ KİMİN ADINA KONUŞUYORSUN?

En tehlikeli nokta burasıdır.

Bir insan kendi sözünü söyleyebilir.

Ama kendi sözünü Allah’ın kesin hükmüymüş gibi sunmaya başladığında mesele değişir.

Kur’an, insanların din adamlarını rabler edinmesini şöyle eleştirir:

“Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler...”
Tevbe 9:31

Buradaki tehlike yalnızca “onlara tapmak” değildir.

Onların Allah’ın hükmüne rağmen koydukları ölçüleri sorgulamadan kabul etmek de insanı ciddi bir probleme götürür.

Çünkü rablik yalnızca “yaratmak” değildir.

Hükmetmek, ölçü koymak, neyin helal neyin haram olduğuna karar vermek de rablik alanıyla ilgilidir.

Allah ise açıkça:

“Hüküm yalnızca Allah’ındır.”
Yusuf 12:40

buyuruyor.

CENNETİN PAZARLAMASI

Bugün din piyasasında ürün çok.

Kitaplar…

Dualar…

Özel uygulamalar…

Özel makamlar…

Özel kişiler…

Özel gruplar…

Özel kurtuluş reçeteleri…

Ve bütün bunların etrafında oluşan manevi bir pazar.

İnsanların korkuları, umutları ve ölüm sonrası hayat endişeleri üzerinden bir sistem kuruluyor.

Oysa Kur’an insanı satıcıya değil, Rabbine yönlendirir.

“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olana bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.”
Yunus 10:57

Kur’an’ın görevi insanı bir din tacirine bağlamak değil, Allah’ın vahyiyle buluşturmaktır.

Bu yüzden mesele yalnızca:

“Din kitabı satılır mı?”

sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Allah’ın dini üzerinden kim kendisine makam, otorite ve maddi çıkar üretiyor?

TAPU DA YOK, ARACI DA YOK!

Cennetin tapusu hiçbir insanın elinde değildir.

Cennetin anahtarı hiçbir cemaat liderinin cebinde değildir.

Cennete giriş kartı hiçbir şeyhin elinde değildir.

Allah ile kul arasına ticari bir aracılık sistemi koymaya kimsenin hakkı yoktur.

Kur’an’ın çağrısı açıktır:

“Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.”
Nisâ 4:36

Öyleyse mesele basittir:

Cenneti Allah yaratır.
Hükmü Allah verir.
Kimin bağışlanacağını Allah bilir.
Kimin kurtulacağını Allah belirler.

İnsanların görevi ise Allah’ın vahyine uymaktır.

Cennetin tapusu değişmedi.

Değişen sadece satış yöntemi.

Eskiden “tapusu” satılıyordu.

Şimdi bazen kitabı, makamı, aracısı ve kurtuluş vaadi satılıyor.

Ama ticaret mantığı aynı:

İnsanların Allah’a olan ihtiyacını, kendilerine olan ihtiyaca çevirmek.

Kur’an ise insanı uyarıyor:

“Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmayın.”
Bakara 2:41

O halde soralım:

Sen insanları Allah’ın kitabına mı çağırıyorsun, yoksa Allah’ın kitabını kullanarak insanları kendine mi çağırıyorsun?

Aradaki fark, tevhid ile din ticareti arasındaki farktır.


UYARI / HATIRLATMA


Bu metinlerde yer alan görüş, yorum ve çıkarımlar, beşerî çabanın bir ürünüdür.

Lütfen her ifadeyi Kur’an’ın bütünüyle değerlendirin; ayetlerin rehberliğinde tartın, ölçün ve doğrulayın. 

Hakikatin tek ölçüsü Allah’ın kitabıdır. Yanlış varsa bize, doğru varsa Allah’a aittir.

Diğer kategorize edilmiş yazılarımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣