KUR'AN'DA KOKU, RÜZGÂR VE TOPLUMSAL ÇÜRÜME
KUR'AN'DA KOKU, RÜZGÂR VE TOPLUMSAL ÇÜRÜME
Vahyin Rahmet Kokusu, Helâkin Çürüme Kokusu
Giriş: Kokuların Dili ve Görünmeyeni
İnsanlık tarihi boyunca koku, görünmeyen şeylerin en sadık habercisi olmuştur. Duman ateşi, çürüme ölümü, güzel koku ise hayatı müjdeler. Görme duyusu nesnelerin dış yüzeyiyle ilgilenirken, koku duyusu nesnenin özüne, içine ve sakladığı sırra nüfuz eder.
Kur'an'da da koku yalnızca biyolojik bir algı değildir. O, bazen yaklaşan bir rahmetin, bazen görünmeyen bir hakikatin, bazen de toplumsal çürümenin metafizik işaretidir. Kur'an dikkatle incelendiğinde diriliş, rüzgâr, koku, hayat ve vahiy arasında güçlü bir ilişki kurulduğu görülür. Buna karşılık ahlaki yozlaşma, toplumsal çöküş ve helâk de rüzgârların yön değiştirmesi ve kokunun bozulması üzerinden tasvir edilir.
Koku, toplumların manevi röntgenini çeken sembolik bir dildir.
Yusuf'un Kokusu: Hakikatin Yaklaşması ve "Rîh" Kavramı
Yusuf kıssasının zirve noktasında Yakub şöyle der:
"Eğer bana bunak demezseniz, inan olsun ben Yusuf'un kokusunu alıyorum." (Yusuf 12:94)
Ayet metninde geçen "rîh" kelimesi Arapçada hem "koku" hem de "rüzgâr" anlamına gelir. Bu tesadüf değildir.
Kur'an burada hakikatin belirtilerinin, hakikatin kendisinden önce yayıldığını gösterir. Önce esinti gelir, sonra koku ulaşır, en sonunda kavuşma gerçekleşir.
Yakub'un aldığı şey yalnızca Yusuf'un bedensel kokusu değildir. O, yıllardır beklenen ilahi vaadin yaklaşmasının kokusudur.
Dikkat çekici olan bir başka husus ise Yakub'un henüz Yusuf'u görmemesi ve haberciyi duymamış olmasıdır. Buna rağmen "buluyorum, hissediyorum" anlamındaki "ecidu" fiilini kullanır. Bu durum, hakikatin bazen gözle görülmeden önce kalp tarafından hissedilebildiğini gösterir.
Hakikat gelmeden önce işaretlerini gönderir.
Toplumlarda da büyük değişimler birdenbire olmaz. Adaletin, özgürlüğün ve ıslahın kokusu, dönüşüm gerçekleşmeden önce temiz vicdanlar tarafından hissedilmeye başlanır.
Yusuf'un Gömleği ve Kokunun Taşıyıcılığı
Yusuf kıssasında gömlek üç kez karşımıza çıkar:
Kuyu olayında
Züleyha hadisesinde
Yakub'un gözlerinin açılmasında
Son aşamada Yusuf'un kokusu da gömlek aracılığıyla taşınır.
Bu nedenle gömlek yalnızca bir giysi değildir. Hakikati taşıyan bir vasıta hâline gelir.
Kur'an'da elbise kavramı çoğu zaman sembolik anlamlar taşır:
Takva elbisesi (A'râf 7:26)
Gece sizin için elbisedir (Nebe 78:10)
Yusuf'un gömleği de hakikatin ve diriliş haberinin taşıyıcısıdır.
Bu yönüyle hakikatin kokusu, onu taşıyan araçlar üzerinden topluma ulaşmaktadır.
Rahmet Rüzgârları: Kurumuş Kalplerin ve Toprakların Aşılanması
Kur'an yağmurdan önce esen rüzgârları müjdeci olarak tanımlar:
"O, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderendir." (A'râf 7:57)
"Allah O'dur ki rüzgârları gönderir de bulutları kaldırırlar." (Rûm 30:48)
Bir başka ayette ise rüzgârlar için "luvâkih" yani "aşılayıcılar" ifadesi kullanılır:
"Biz aşılayıcı rüzgârları gönderdik." (Hicr 15:22)
Rüzgâr yalnızca bulut taşımaz. Aşılar, canlandırır, çiçekleri döller ve hayatı çoğaltır.
Manevi anlamda vahiy de toplumların aşılayıcı rüzgârıdır.
Kurumuş kalplere ulaştığında vicdanı canlandırır, merhameti filizlendirir ve adaletin kokusunu yayar.
Rüzgâr, Bulut, Yağmur, Hayat ve Koku Zinciri
Kur'an'ın diriliş ayetleri birlikte incelendiğinde dikkat çekici bir sıra ortaya çıkar:
Rüzgâr gelir.
Bulut oluşur.
Yağmur iner.
Toprak dirilir.
Bitkiler çıkar.
Hayat ve koku ortaya çıkar.
Bu zincir Fâtır 35:9, Rûm 30:48 ve Yâsîn 36:33 gibi ayetlerde görülmektedir.
Manevi karşılığı ise şöyledir:
Vahiy → Tebliğ → Hidayet → Islah → Güzel Ahlâk
Nasıl ki yağmurdan sonra toprağın kokusu yükseliyorsa, vahiyden sonra da toplumun içinden merhamet ve adalet kokusu yükselir.
Rahmetin Çoğul Rüzgârları, Azabın Tekil Rüzgârı
Kur'an'da dikkat çekici bir dil kullanımı vardır.
Rahmet bağlamında çoğunlukla:
"Riyâh" (rüzgârlar)
ifadesi geçer.
Azap bağlamında ise:
"Rîh" (tekil rüzgâr)
ifadesi kullanılır.
Rahmet:
Çeşitlilik getirir.
Bereket üretir.
Hayatı çoğaltır.
Azap ise:
Tek yönlüdür.
Yıkıcıdır.
Tasfiye edicidir.
Toplumsal düzlemde de farklı fikirlerin ve kabiliyetlerin uyumu rahmet üretirken; baskı, tek seslilik ve zorbalık çürüme üretir.
Gücü ve Kokuyu Kaybetmek: "Rüzgârınız Gider"
Enfâl Suresi'nde müminlere şöyle uyarı yapılır:
"Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da rüzgârınız gider." (Enfâl 8:46)
Buradaki "rîh" yalnızca rüzgâr değildir.
Arap dilinde:
Güç
Etki
Heybet
İtibar
anlamları da taşır.
Fakat kelimenin asli anlamı düşünüldüğünde burada daha derin bir mesaj vardır:
Bir toplum yalnızca gücünü değil, kokusunu da kaybedebilir.
Adaletini kaybeden toplumlar güven kokusunu kaybeder.
Merhametini kaybeden toplumlar huzur kokusunu kaybeder.
Birbirini yiyen toplulukların ise rüzgârı kesilir, kokusu bozulur ve içten içe çürümeye başlar.
Çürüyen Toplumların Helâk Rüzgârı: Sarsar
Rahmet rüzgârlarının karşısında helâk rüzgârları vardır.
Âd kavmi hakkında şöyle buyrulur:
"Âd kavmi ise uğultulu ve azgın bir rüzgârla helâk edildi." (Hâkka 69:6)
Bu rüzgâr yalnızca meteorolojik bir olay değildir.
O toplumun:
Kibirinin
Zulmünün
Taşkınlığının
doğadaki karşılığıdır.
Helâk rüzgârı, çürümenin ulaştığı son aşamada devreye giren ilahi tasfiye mekanizmasıdır.
İçi Boş Hurma Kütükleri ve Münafıkların Kütükleri
Kur'an iki farklı yerde dikkat çekici biçimde aynı imgeyi kullanır.
Âd kavmi:
"Sanki içi boş hurma kütükleri gibiydiler." (Hâkka 69:7)
Münafıklar:
"Onlar sanki dayandırılmış kütükler gibidirler." (Münâfikûn 63:4)
Ağaç yaşarken:
Meyve verir.
Koku verir.
Gölge verir.
Hayat taşır.
Kütük ise:
Özsuyunu kaybetmiştir.
Meyve vermez.
Koku üretmez.
Hayattan kopmuştur.
Kur'an'ın her iki topluluğu da kütüğe benzetmesi, manevi ölümün ortak sembolünü ortaya koymaktadır.
Tayyib ve Habis: Kur'an'ın Koku Ölçeği
Kur'an'ın temel ayrımlarından biri:
Tayyib – Habis
ayrımıdır.
"Pis olanın çokluğu seni şaşırtsa da pis ile temiz bir olmaz." (Mâide 5:100)
Tayyib:
Temiz
Hoş
Güzel
Faydalı
olanı ifade eder.
Habis ise:
Bozuk
Çürük
Zararlı
Kokuşmuş
olanı ifade eder.
Bu nedenle Kur'an'ın toplumsal ölçütü sayı veya zenginlik değildir.
Asıl ölçüt tayyibliktir.
Çünkü çokluk bazen çürümenin büyüklüğünü gösterir.
Kulak Hırsızlığı ve Vahyin Kokusunu Parçalamak
Kur'an'ın eleştirdiği dini sapmalardan biri de hakikati parçalamaktır.
"Onlar Kur'an'ı parça parça edenlerdir." (Hicr 15:91)
Hakikatin sadece işine gelen kısmını almak, bütününü terk etmek demektir.
Bir çiçeğin sadece yaprağını koparmak onun kokusuna sahip olmak anlamına gelmez.
Çiçek bütün hâlindeyken kokar.
Kur'an da bütün hâlindeyken hayat verir.
Hakikati parçalayanlar onun diriltici kokusunu kaybederler.
Geriye ise şekilcilik, taassup ve kutsallaştırılmış menfaatler kalır.
Sonuç: Zamanın Kokusunu Alabilmek
Kur'an'ın sunduğu varlık tasavvurunda toplumların da bir kokusu vardır.
Adaletin kokusu hayat verir.
Merhametin kokusu kalpleri diriltir.
Vahyin kokusu insanı fıtratına döndürür.
Buna karşılık zulmün, kibrin ve fesadın da bir kokusu vardır.
O koku toplumları içeriden çürütür.
İnsanlar çoğu zaman bu çürümeyi yüksek binalar, güçlü kurumlar, süslü söylemler ve gösterişli ritüellerle gizlemeye çalışırlar. Fakat Kur'an'a göre çürüme önce özde başlar.
İlahi sünnet her zaman işler:
İçerideki kokuşma belli bir seviyeye ulaştığında dışarıdan esecek bir rüzgâr o yapıyı yerle bir eder.
Bu nedenle bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Sokaklarımızdan, kurumlarımızdan, ilişkilerimizden ve mabetlerimizden yükselen koku; rahmet yağmurundan önce kalpleri aşılamaya gelen o taze Yusufî esintinin kokusu mu, yoksa fıtratını kaybetmiş toplumların üzerine çöken ve helâki haber veren ağır çürüme kokusu mu?
Çünkü Kur'an'a göre bir toplumun gerçek değeri, binalarının yüksekliğiyle değil; yaydığı manevi kokuyla ölçülür. Allah'ın gönderdiği rahmet rüzgârları yalnızca toprağı değil kalpleri de aşılar; helâk rüzgârları ise yalnızca şehirleri değil, kokuşmuş düzenleri de süpürüp götürür.

Yorumlar
Yorum Gönder