KUR’AN’DA “HAMD İLE TESBİH"
KUR'AN'DA HAMD VE TESBİH: İNSANIN MUHTAÇLIĞINDAN KOZMİK BİLİNCE
Giriş: Hamd ve Tesbih Birbirinden Ayrılmaz İki Kavramdır
Kur'an'da hamd (حمد) ve tesbih (تسبيح) kavramları çoğu zaman birlikte zikredilir. İlk bakışta hamd, övgü ve şükür; tesbih ise Allah'ı eksikliklerden tenzih etmek olarak anlaşılır. Ancak Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde incelendiğinde bu iki kavramın yalnızca sözlü ifadeler olmadığı görülür. Hamd ve tesbih, insanın Allah'ı tanıma biçimini, varlıkla kurduğu ilişkiyi ve kulluk bilincini şekillendiren temel kavramlardır.
Kur'an'da tekrar tekrar geçen:
"Rabbini hamd ile tesbih et."
ifadesi üzerinde özellikle durulmalıdır. Nasr, Hicr, Tâhâ, Kâf, Mü'min, Tûr, Secde, Bakara, Ra'd ve Şûrâ surelerinde aynı yapının kullanılması tesadüf değildir. Kur'an'ın inşa etmek istediği bilinçte hamd ile tesbih ayrılmaz bir bütündür.
Hamd: İlahî Fiilleri Tanımak
Hamd kelimesi ح م د kökünden gelir. Kur'an'daki kullanımı incelendiğinde hamdin yalnızca teşekkür etmek veya övmek olmadığı görülür.
Hamd;
Allah'ın yaratışını,
nimetlerini,
rahmetini,
vahyini,
hidayetini,
hükmünü
doğru tanımak ve bunların değerini teslim etmektir.
Bu nedenle Kur'an'da hamd daima bir fark edişin sonucunda ortaya çıkar.
Yaratılış görülür ve hamd edilir.
Hidayet görülür ve hamd edilir.
Vahiy görülür ve hamd edilir.
Kurtuluş görülür ve hamd edilir.
Vaadin gerçekleşmesi görülür ve hamd edilir.
Dolayısıyla hamd, insanın Allah'ın fiillerini tanımasıdır.
Tesbih: Hakikati Tasdik Etmek
Tesbih kelimesi س ب ح kökünden gelir. Kur'an'da Allah'ı eksikliklerden, ortaklardan ve yanlış tasavvurlardan uzak tutmak anlamına gelir.
Ancak Kur'an tesbihi yalnızca dil ile söylenen bir söz olarak sunmaz.
İsrâ 44 bu konuda temel ayetlerden biridir:
"Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O'nu tesbih ederler. O'nu hamdi ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız."
Bu ayet tesbihin bütün varlığa yayılmış kozmik bir gerçeklik olduğunu göstermektedir.
- Dağlar,
- kuşlar,
- gök gürültüsü,
- melekler,
- gökler,
- yer
ve bütün varlıklar Allah'ı tesbih etmektedir.
Bu nedenle tesbih;
yaratılış amacına uygun hareket etmek,
Allah'ın kudretini ortaya koymak,
yaratılıştaki hikmeti yansıtmak,
ilahî düzene uygun var olmak
anlamlarını da içermektedir.
Hamd ile Tesbih Arasındaki İlişki
Kur'an'da çoğu yerde yalnızca "tesbih et" denilmez.
Emir genellikle:
"Rabbini hamd ile tesbih et."
şeklinde gelir.
Buradaki "bi" harfi son derece önemlidir.
Bu ifade:
hamd ederek tesbih et,
hamdı temel alarak tesbih et,
hamd vasıtasıyla tesbih et
anlamlarını taşır.
Önce Allah'ın fiilleri görülür.
Sonra hamd oluşur.
Ardından Allah eksikliklerden tenzih edilir.
Bu nedenle:
Hamd bilgidir.
Tesbih ise bu bilginin sonucudur.
Hamdin Temeli: İnsan Fakrıdır
Kur'an bu bilincin temelini Fâtır 15'te açıklar:
"Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaç olanlarsınız. Allah ise Ganî ve Hamîd'dir."
İnsan fakirdir.
Muhtaçtır.
Sınırlıdır.
Allah ise Ganî'dir.
Hiçbir şeye muhtaç değildir.
Bu yüzden hamd O'na aittir.
Çünkü bütün nimetlerin kaynağı O'dur.
İnsan muhtaçlığını fark ettikçe hamde yaklaşır.
Hamd arttıkça Allah'ın mutlak kudreti daha iyi anlaşılır.
Bu da tesbihe dönüşür.
Kur'an'ın bilinç inşası insanın kendi fakrını fark etmesiyle başlar.
Tesbih Emirleri ve Hakikatin Görülmesi
Kur'an'da tesbih emirleri çoğu zaman ilahî ayetlerin anlatılmasının ardından gelir.
A'lâ suresinde yaratılış, ölçü ve hidayet anlatılır:
"Rabbinin en yüce ismini tesbih et."
Vâkıa suresinde insanın yaratılışı, ekinler, su ve ateş anlatılır:
"Öyleyse büyük Rabbinin ismiyle tesbih et."
Hâkka suresinde Kur'an'ın Allah'tan geldiği açıklandıktan sonra yine:
"Öyleyse büyük Rabbinin ismiyle tesbih et."
buyrulur.
Bu örnekler göstermektedir ki tesbih, hakikatin görülmesinin sonucudur.
Hamd, Tesbih, Secde ve İstiğfar
Kur'an'da bu kavramlar çoğu zaman ardışık biçimde gelir.
Hicr 98:
"Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol."
Nasr 3:
"Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile."
Burada dikkat çekici bir bilinç sıralaması vardır:
Hakikati görmek
→ Hamd etmek
→ Tesbih etmek
→ Secde etmek
→ İstiğfar etmek
İnsan başarıyı kendisine değil Allah'a nispet ettiğinde kibir ortadan kalkar. Kibrin ortadan kalktığı yerde ise istiğfar doğar.
Kozmik Tesbih ve Melekler
Bakara 30'da melekler:
"Biz seni hamdinle tesbih ediyoruz."
derler.
Mü'min 7 ve Şûrâ 5'te de meleklerin Rablerini hamd ile tesbih ettikleri ve müminler için istiğfar ettikleri bildirilir.
Böylece tesbihin yalnızca insanlara özgü olmadığı anlaşılır.
Tesbih kozmik bir kulluktur.
- Melekler,
- gökler,
- yer,
- dağlar,
- kuşlar
ve bütün varlıklar bu kulluğun içindedir.
İnsan ise bu kozmik tesbihin bilinç sahibi şahididir.
Hamd, Tesbih ve Zaman Bilinci
Kur'an'ın dikkat çekici yönlerinden biri hamd ve tesbihi belirli vakitlerle ilişkilendirmesidir.
"Güneş doğmadan önce ve batmadan önce Rabbini hamd ile tesbih et."
"Sabah akşam Rabbini hamd ile tesbih et."
"Akşama girdiğinizde ve sabaha çıktığınızda Allah'ı tesbih edin."
Bu ayetlerde vurgulanan zamanlar sıradan saatler değil, gece ile gündüzün kesiştiği eşik anlardır.
Sabah alaca karanlığı...
Akşam alaca karanlığı...
Kur'an'ın özellikle bu vakitleri öne çıkarması dikkat çekicidir.
Çünkü gündüz çalışma ve yeryüzüne yayılma zamanıdır.
Gece ise dinlenme ve sükûnet zamanıdır.
İnsan bu iki dönem arasında yönünü yeniden belirlemeye ihtiyaç duyar.
Bu nedenle tesbih ve salât çağrıları özellikle geçiş vakitlerinde yoğunlaşmaktadır.
Tûr ve Kâf Surelerinde Alaca Karanlık Bilinci
Tûr 48'de şöyle buyrulur:
"Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığında Rabbini hamd ile tesbih et."
Buradaki "kalktığında" ifadesi yalnızca yataktan kalkmayı değil;
ayağa kalkmayı,
doğrulmayı,
sorumluluk üstlenmeyi,
bilinçlenmeyi,
göreve başlamayı
ifade etmektedir.
Hemen ardından:
"Gecenin bir kısmında ve yıldızların çekilip gitmesinin ardından da O'nu tesbih et."
buyrulur.
Buradaki "idbâre'n-nücûm" ifadesi yıldızların kaybolmaya başladığı vakti, yani fecre yakın sabah alaca karanlığını işaret eder.
Kâf 40'ta ise:
"Gecenin bir kısmında O'nu tesbih et; secdelerin ardından da."
buyrulur.
Buradaki "edbâre's-sücûd" ile "idbâre'n-nücûm" aynı kökten gelir.
Birinde yıldızlar çekilir.
Diğerinde secde sona erer.
Her iki durumda da ardından gelen şey tesbihtir.
Kur'an böylece insan ile kozmos arasında sembolik bir paralellik kurar.
Göğün secdesi yıldızların çekilmesiyle tamamlanırken, insanın secdesi ayağa kalkmasıyla tamamlanır.
Ve her ikisinin ardından bilinçli tesbih gelir.
Salâtın Kozmik Eşiği
Kur'an'ın ortaya koyduğu tabloya bakıldığında salât ve tesbihin merkezinde iki temel zaman dilimi belirginleşmektedir:
Geceden gündüze geçiş
Gündüzden geceye geçiş
Yani:
Sabah alaca karanlığı
Akşam alaca karanlığı
Bu vakitlerde insan ne bütünüyle dünya işlerine dalmıştır ne de tamamen dinlenmeye çekilmiştir.
Tam aksine, varoluşunu yeniden değerlendirebileceği eşsiz bir eşikte bulunmaktadır.
Kur'an'ın salât ve tesbih çağrısı da özellikle bu eşiklerde yükselmektedir.
Sonuç: Muhtaçlıktan Kozmik Bilince
Kur'an'ın ortaya koyduğu bilinç haritası şu şekilde özetlenebilir:
Fakr (muhtaçlık)
→ Ayetleri görmek
→ Hamd etmek
→ Allah'ı doğru tanımak
→ Tesbih etmek
→ Secde etmek
→ Kıyam etmek
→ İstiğfar etmek
→ Salih amel üretmek
→ Kozmik tesbihe bilinçli olarak katılmak
Böylece insan kendi muhtaçlığını fark ederek başladığı yolculuğu, bütün kâinatın katıldığı kozmik tesbihin bilinçli bir şahidi olarak sürdürür.
Kur'an'da hamd ve tesbih yalnızca dil ile tekrarlanan ifadeler değildir. Bunlar insanı yaratılıştan vahye, secdeden kıyama, zamandan ahirete uzanan kapsamlı bir kulluk bilincine taşıyan iki temel kavramdır.
Sabah ve akşamın alaca karanlığında yükselen tesbih ise, insanın bu kozmik kulluğa bilinçli katılımının en görünür sembollerinden biridir.

Yorumlar
Yorum Gönder