SON NEBÎ NİMETİ: GERÇEKTEN NEDİR?
SON NEBÎ NİMETİ: GERÇEKTEN NEDİR?
İddia
Öne sürülen düşünce kısaca şöyledir:
“Muhammed son nebî olmasaydı, her gün yeni nebîlik iddialarıyla karşılaşacak, hangisine inanacağımızı bilemeyecektik. Onun son nebî olması bizi bu karmaşadan kurtardı.”
Bu yaklaşım kulağa makul gelebilir. Fakat meseleye Kur’an açısından baktığımızda şu soruyu sormamız gerekir:
Allah, Muhammed’in son nebî oluşunu gerçekten böyle mi açıklıyor?
Son Nebîlik Bir “Rahatlık” Meselesi Değildir
Kur’an, Muhammed’i “nebîlerin hâtemi” olarak tanımlar:
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Kur’an, “Artık sahte nebîlere kanmayacaksınız, çünkü son nebî geldi” şeklinde bir gerekçe sunmaz.
Dolayısıyla son nebî oluşu, insanların psikolojik olarak rahatlaması veya sosyal medyada ortaya çıkabilecek “nebîlik ilanları” probleminden kurtulmamız şeklinde açıklamak, ayetin doğrudan ortaya koyduğu anlam değildir.
Asıl mesele nebîlik sürecinin sona ermesidir.
Din Tamamlanmıştır
Allah şöyle buyurur:
Bu ayet son derece önemlidir.
Çünkü din tamamlanmışsa, insanlığın bundan sonra yeni bir nebî bekleyerek dinî bir tamamlanma arayışına girmesine gerek yoktur.
Allah’ın dini tamamlanmıştır.
Vahiy tamamlanmıştır.
Nebîlik zinciri sona ermiştir.
Öyleyse mesele sadece “sahte nebîler çıkarsa hangisine inanacağız?” değildir.
Mesele, artık Allah’tan yeni bir nebîlik/vahiy beklentisinin ortadan kalkmış olmasıdır.
Peki Bundan Sonra Ölçümüz Nedir?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Allah Kur’an’ı insanlara bir ölçü olarak sunar:
Yine:
Dikkat edelim:
Allah, din konusunda insanı sürekli yeni otoritelerin peşine göndermiyor.
Kitab’a yönlendiriyor.
Bu nedenle Muhammed’in son nebî oluşunun ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan biri şudur:
Artık din adına yeni bir vahiy getirdiğini söyleyen hiç kimseye ihtiyaç yoktur.
Bir kişi “Ben nebîyim” diyebilir.
Bir başkası “Bana Allah’tan özel bilgi geliyor” diyebilir.
Bir başkası “Nebînin ardından şu kişi dinin açıklayıcısıdır” diyebilir.
Fakat bunların hiçbirisi kendiliğinden ilahî otorite kazanmaz.
Çünkü ölçü şahıs değil, Allah’ın vahyidir.
Sahte Nebî Problemi Zaten Yeni Değil
Üstelik Kur’an, insanın yalnızca “nebîlik” iddiaları karşısında değil, din adına ortaya atılan her türlü iddia karşısında dikkatli olmasını öğretir.
Allah şöyle sorar:
Demek ki problem yalnızca “Ben nebîyim” diyen kişiler değildir.
Daha büyük problem, Allah’ın izin vermediği şeyleri din haline getirmektir.
Bir insan nebîlik iddiasında bulunmasa bile Allah adına hüküm koyuyorsa, aynı temel problem karşımıza çıkar:
Allah’ın dinine insan sözü eklemek.
Son Nebîlik Bizi Kime Bağlar?
İşte burada kavramın gerçek ağırlığı ortaya çıkar.
Muhammed’in “nebîlerin hâtemi” olması, bizi başka insanlara bağlayan bir kapı açmaz; aksine yeni nebî beklentisini kapatır.
Bundan sonra ölçümüz:
Çünkü Allah şöyle buyurur:
Ve:
Asıl Nimet Nedir?
O halde “Son Nebî nimeti”ni sadece “sahte peygamberler yüzünden kafamız karışmayacak” şeklinde açıklamak, konuyu oldukça daraltmaktadır.
Asıl nimet:
Allah’ın vahyinin tamamlanması, dinin kemale erdirilmesi ve insanlığın yeni bir nebî beklentisinden kurtarılmasıdır.
Artık hakikati ararken önümüzde sonsuz bir “otorite zinciri” bulunmamalıdır.
Nebîlerin sonuncusu gelmiştir.
Din kemale erdirilmiştir.
Vahiy elimizdedir.
Öyleyse bugün bize düşen, insanların din adına söylediklerini çoğaltmak değil; Allah’ın indirdiği Kitab’a dönmektir.
Çünkü son nebîlik, insanları yeni dinî otoritelere mahkûm etmek için değil, vahyin tamamlandığını bildiren büyük bir ilahî sınırdır.
“Allah’ın Kitabına ne kadar tabi oluyoruz?”

Yorumlar
Yorum Gönder