Enfâl Suresi 1. ve 41. Ayetler Çelişki Değil, Yetki ve Tahsis

 

ENFÂL 1 VE 41: ÇELİŞKİ DEĞİL, DEVLET GELİRİNİN İLÂHÎ TAHSİSİ

Kur’an’ı anlamanın önündeki en büyük engellerden biri, ayetleri kendi tarihsel, dilsel ve bütünsel bağlamlarından koparıp birbirleriyle çatıştırmaktır.

Enfâl Suresi’nin 1. ve 41. ayetleri de bu açıdan son derece önemlidir.

Enfâl 1’de şöyle denilir:

“Sana enfâlden soruyorlar. De ki: Enfâl Allah’a ve Rasûle aittir. Allah’a karşı takvalı olun, aranızı düzeltin ve eğer müminlerseniz Allah’a ve Rasûlüne itaat edin.”

Enfâl 41’de ise:

“Bilin ki ganimet olarak elde ettiğiniz herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Rasûle, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir...”

İlk bakışta şu soru sorulabilir:

“Enfâller Allah’a ve Rasûle aitse, neden ganimetin yalnızca beşte birinden söz ediliyor?”

Bu soru, iki ayetin aynı şeyi açıklamak zorunda olduğu varsayımından doğmaktadır.

Oysa ayetlerin işlevleri farklıdır.

Enfâl 1, mal üzerindeki kişisel çekişmeyi sona erdirerek hüküm ve tasarruf yetkisinin Allah'ın belirlediği otoriteye ait olduğunu ortaya koyar.

Enfâl 41 ise bu ekonomik kaynağın belirli bir bölümünün hangi toplumsal kesimlere tahsis edileceğini bildirir.

Dolayısıyla burada bir matematik çelişkisi değil;

yetki → düzenleme → tahsis

ilişkisi vardır.


1. ENFÂL NEDİR?

“Enfâl” kelimesi ن ف ل (n-f-l) kökünden gelir.

Bu kökün anlam alanında fazlalık, ilave, ek ve normal olanın üzerinde elde edilen şeyler bulunmaktadır.

Enfâl Suresi'nin başlangıcında mesele zaten ekonomik bir paylaşım kavgası olarak ortaya çıkar.

İnsanlar elde edilen değerler üzerinde anlaşmazlığa düşmüşlerdir.

Kur’an ise tartışmayı:

“Kim ne kadar alacak?”

düzeyinde bırakmaz.

Doğrudan:

“Bu konuda hüküm kimin?”

sorusuna cevap verir:

“Enfâller Allah’a ve Rasûle aittir.”

Buradaki “aitlik” ifadesini Allah'ın bir insan gibi mala ihtiyaç duyduğu şeklinde anlamak mümkün değildir.

Allah'ın mala ihtiyacı yoktur.

Dolayısıyla burada asıl mesele:

mülkiyetin ekonomik anlamından önce hüküm ve tasarruf yetkisidir.

Başka bir ifadeyle:

Ganimet üzerinde bireylerin kendi başlarına hak iddia edip paylaşım yapmaları engellenmekte, bu gelir ilahî hükme bağlanmaktadır.


2. GANİMET: BİREYSEL KAZANÇ MI, TOPLUMSAL KAYNAK MI?

Enfâl 41'de kullanılan ifade şöyledir:

“Ve'lemû ennemâ ğanımtum min şey'in...”

Yani:

“Bilin ki elde ettiğiniz herhangi bir şeyden...”

Burada “ganimet” kavramı, savaş ve çatışma ortamında elde edilen maddî değerleri ifade eder.

Ancak burada önemli bir nokta vardır:

Ganimeti yalnızca savaşçıların cebine girecek bireysel kazanç olarak görmek, Enfâl 1'in ortaya koyduğu ilkeyle bağdaşmaz.

Çünkü Kur’an daha en başta bu mal üzerindeki çekişmeyi Allah'ın hükmüne bağlamıştır.

Bu nedenle ganimeti:

dönemin savaş ve çatışma şartlarında ortaya çıkan olağanüstü kamu/toplum geliri

olarak değerlendirmek mümkündür.

Bu, modern anlamdaki “vergi” ile birebir aynı değildir.

Ancak ekonomik işlev bakımından önemli bir benzerlik taşır:

Ortaya çıkan ekonomik kaynak, toplumun tamamının düzenlenmesi ve belirli kesimlerin desteklenmesi için ilahî hükme tabi kılınmaktadır.

Burada amaç:

“Savaşanlar ne kadar zenginleşecek?”

değil;

“Ortaya çıkan ekonomik kaynak nasıl yönetilecek ve kimlere ulaştırılacak?”

sorusudur.


3. ROMA'DAN PERS'E: GANİMET DÖNEMİN DEVLET GELİRLERİNDEN BİRİYDİ

Ganimet kavramını yalnızca bireysel bir savaşçının aldığı eşya üzerinden okumak, tarihsel gerçekliği de daraltır.

Antik ve klasik devlet düzenlerinde savaş yalnızca askerî bir faaliyet değildi.

Savaş sonucunda:

  • arazi,
  • hayvanlar,
  • madenler,
  • mallar,
  • ekonomik kaynaklar,
  • vergiye bağlanabilecek varlıklar

elde edilebiliyor ve bunlar devletlerin ekonomik gücünün önemli unsurlarından biri haline gelebiliyordu.

Roma'dan Perslere, eski Yakın Doğu devletlerinden farklı imparatorluklara kadar savaş sonucunda elde edilen ekonomik değerlerin devlet düzeninin bir parçası olduğu bilinmektedir.

Dolayısıyla Kur’an'ın indiği dünyada ganimet, modern insanın düşündüğü anlamda yalnızca “askerin savaşta aldığı eşya” şeklinde dar bir kavram olarak görülmemelidir.

Kur’an, mevcut ekonomik gerçeklik içerisinde ortaya çıkan bu kaynağı alıp ilâhî bir düzenlemeye tabi tutmaktadır.

Ve burada çok önemli bir fark ortaya çıkmaktadır:

Kur’an ganimeti insanların sınırsız zenginleşme aracına dönüştürmüyor; onu toplumsal sorumluluk altına alıyor.


4. ENFÂL 1: “BU MAL ÜZERİNDE SİZ HÜKÜM VEREMEZSİNİZ”

Enfâl 1'in ilk cümlesi son derece çarpıcıdır:

“Enfâller Allah'a ve Rasûle aittir.”

Ardından:

“Allah'a karşı takvalı olun, aranızı düzeltin...”

denilir.

Bu bağlantı tesadüf değildir.

Demek ki ekonomik paylaşım meselesi toplumsal huzuru bozacak kadar ciddi bir problemdir.

İnsanların ilk refleksi:

“Benim payım ne?”

olmuştur.

Kur’an'ın cevabı ise:

“Önce bunun hükmünü belirleme yetkisinin kime ait olduğunu anlayın.”

olur.

Dolayısıyla Enfâl 1'in temel mesajını şöyle özetleyebiliriz:

Ekonomik kaynak üzerindeki tasarruf, bireysel çıkar kavgasına bırakılamaz.

Bu kaynak Allah'ın hükmüne bağlanmıştır.


5. ENFÂL 41: İLÂHÎ TAHSİSİN NEREYE YÖNELDİĞİ

Enfâl 41'de artık daha somut bir düzenleme gelir:

“Ganimet olarak elde ettiğiniz herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Rasûle, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir...”

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, ayette sayılan toplumsal kesimlerdir.

Kimler vardır?

Yakınlar.

Yetimler.

Yoksullar.

Yolcular.

Özellikle yetimlerin ve yoksulların zikredilmesi, ekonomik kaynağın toplumun güçsüz kesimlerine aktarılması açısından dikkat çekicidir.

Allah'ın “payı”nı Allah'ın tükettiği bir ekonomik pay olarak düşünemeyiz.

Allah hiçbir mala muhtaç değildir.

Dolayısıyla ayetin ekonomik sonucu şudur:

İlâhî hükme bağlanan bu gelir, Allah adına toplum içerisinde belirlenen amaçlara tahsis edilmektedir.

Burada Allah'ın sahiplenmesi, Allah'ın malı tüketmesi değil; malın kullanım amacını Allah'ın belirlemesi anlamındadır.


6. HUMUS: SADECE “YÜZDE 20” DEĞİL, TOPLUMSAL TAHSİS

Ayet:

“Bilin ki elde ettiğiniz herhangi bir şeyin beşte biri...”

demektedir.

“Humus” kelimesi matematiksel olarak beşte bir, yani %20 anlamına gelir.

Fakat ayetin asıl dikkat çekici tarafı oran kadar tahsis alanıdır.

Allah'a,

Rasûle,

yakınlara,

yetimlere,

yoksullara

ve yolcuya.

Burada ekonomik kaynak ile toplumsal sorumluluk arasında doğrudan bir bağ kurulmaktadır.

Bu nedenle humusu yalnızca:

“Devletin aldığı %20”

şeklinde mekanik bir vergi formülü olarak okumak eksik kalır.

Daha doğru ifade şudur:

Kur’an, savaş sonucunda ortaya çıkan ekonomik değerin belirli bir bölümünü ilahî hüküm altında toplumsal amaçlara tahsis etmektedir.

Bu tahsisin yönü özellikle önemlidir.

Çünkü kaynak:

güçlüden güçlüye

değil,

toplumun korunmaya muhtaç kesimlerine

de yönlendirilmektedir.


7. “ALLAH'A AİTTİR” İFADESİ NEDEN ÖNEMLİ?

Kur’an'da mülkün nihai sahibinin Allah olduğu birçok yerde belirtilir.

Bu nedenle Enfâl 1'deki:

“Allah'a aittir”

ifadesi, yalnızca bir mülkiyet cümlesi değildir.

Bir meşruiyet ve yönetim ilkesi ortaya koyar.

Şöyle düşünelim:

Bir toplumda büyük bir ekonomik kaynak ortaya çıkıyor.

İnsanlar hemen:

“Bu benim.”

“Bu bizim.”

“Savaşanların hakkı.”

demeye başlıyor.

Kur’an ise:

“Hayır. Önce Allah'ın hükmü.”

diyor.

Ardından Enfâl 41'de bu hükmün ekonomik sonucunu gösteriyor:

“Beşte biri ... yetimlere, yoksullara ve yolcuya...”

İşte burada Kur’an'ın ekonomik adalet anlayışı görünür hale geliyor.


8. PEKİ GERİYE KALAN BEŞTE DÖRT?

Enfâl 41, açık biçimde beşte birin tahsisinden söz eder.

Ancak ayet:

“Geri kalan beşte dört kesin olarak savaşçıların özel mülküdür.”

şeklinde bir ifade kullanmaz.

Bu nedenle daha sonraki hukuk sistemlerinde oluşturulan bütün ayrıntıları doğrudan Kur’an ayetiymiş gibi sunmak doğru değildir.

Kur’an'ın açık olarak belirlediği şey:

Humusun belirli toplumsal tahsis alanlarına ayrılmasıdır.

Buradan hareketle “geri kalan” konusunda farklı tarihsel uygulamaların bulunmuş olması mümkündür.

Fakat önemli olan şudur:

Enfâl 1, ganimet üzerinde sınırsız bireysel mülkiyet iddiasının önüne geçmektedir.

Dolayısıyla “%80 otomatik olarak savaşçıların özel servetidir” şeklindeki kesin hükmü, ayetin açık lafzından çıkarmak metodolojik olarak sorunludur.


9. KUR'AN'IN EKONOMİK MÜDAHALESİ

Burada Kur’an'ın yaptığı şey çok daha büyük bir anlam taşır.

Kur’an yeni bir ekonomik kaynak icat etmiyor.

Savaş sonucunda ortaya çıkan mevcut ekonomik gerçekliği görüyor.

Fakat onu başıboş bırakmıyor.

Kaynağı Allah'ın hükmüne bağlıyor.

Sonra:

toplumsal tahsis getiriyor.

Böylece ekonomik güç yalnızca savaşanların zenginleşmesine hizmet eden bir araç olmaktan çıkarılıyor.

Özellikle:

yetimler

ve

yoksullar

unutulmuyor.

Bu, Kur’an'ın genel ekonomik anlayışıyla da uyumludur.

Kur'an servetin yalnızca güçlülerin arasında dolaşan bir güç haline gelmesini istemez.

Mesele yalnızca malın elde edilmesi değil,

malın toplum içerisinde nasıl dolaştığıdır.


10. ENFÂL 1 İLE 41 ARASINDAKİ BAĞ

Enfâl Suresi'ni bütün olarak okuduğumuzda 1. ayet ile 41. ayet arasındaki bağ daha net görülür.

Enfâl 1:
Ekonomik kaynağın hükmünü Allah'ın belirlediğini bildirir.

Enfâl 2–4:
İman, salât ve infak üzerinden mümin karakterini ortaya koyar.

Enfâl 5–19:
Bedir sürecini ve ilahî yardımı anlatır.

Enfâl 20–28:
İtaat, ihanet ve maddî çıkar karşısındaki sorumluluğu işler.

Enfâl 29–40:
Hak ile batıl arasındaki mücadeleyi ve toplumsal sorumluluğu ortaya koyar.

Enfâl 41:
Ganimet konusunda ekonomik tahsisi açıklar.

Yani 41. ayet, 1. ayetten kopuk değildir.

Tam tersine:

1. ayette ortaya konan yetki ilkesinin ekonomik uygulamasıdır.


11. GANİMETİ BUGÜN “VERGİ” DİYE ÇEVİRMEK DOĞRU MU?

Doğrudan eşitlemek doğru değildir.

Ganimet = modern vergi değildir.

Ganimet = maaş değildir.

Ganimet = ticari kâr değildir.

Ganimet = miras değildir.

Ancak tarihsel-ekonomik işlev açısından önemli bir noktayı görmek gerekir:

Kur'an'ın indiği dönemde savaş sonucunda ortaya çıkan ekonomik kaynaklar devlet ve toplum düzeni açısından ciddi bir gelir kaynağı oluşturabiliyordu.

Kur’an bu kaynağı:

bireysel yağma ve sınırsız çıkar

mantığından çıkarıp

ilahî hüküm ve toplumsal sorumluluk

alanına taşımaktadır.

Bu nedenle modern karşılık ararken kavramı zorla “vergi”ye çevirmek yerine şu ifadeyi kullanmak daha isabetlidir:

Ganimet, dönemin savaş düzeninde ortaya çıkan olağanüstü ekonomik kaynaktır; Kur’an ise bu kaynağın yönetimini ilahî hükme ve toplumsal tahsise bağlamaktadır.


12. ASIL SARSICI NOKTA: ALLAH NEDEN GANİMETİ SAHİPLENİYOR?

Çünkü burada “sahiplenme”, Allah'ın mala ihtiyaç duyması anlamında değildir.

Allah'ın sahiplenmesi:

“Bu malın üzerinde hüküm benimdir.”

anlamındadır.

Ve Allah'ın belirlediği tahsis alanlarına baktığımızda bunun amacı daha açık hale gelir.

Yetimler.

Yoksullar.

Yolcular.

Yani toplumun korunmaya ve desteğe daha fazla ihtiyaç duyan kesimleri.

Bu nedenle ayetteki:

“Allah'a aittir”

ifadesi ekonomik bir paradoks değil, ekonomik adaletin temelidir.

Allah kaynağı kendisine nispet ediyor;

ama Allah için harcanmak üzere değil,

Allah'ın belirlediği toplumsal amaçlar için.

İşte bu nedenle Allah'ın “payı”, aslında Allah'ın topluma yönelik hükmünün bir parçasıdır.


SONUÇ: ENFÂL 1 YETKİYİ, ENFÂL 41 TAHSİSİ GÖSTERİR

Enfâl 1 ile Enfâl 41 arasında çelişki aramak yerine, iki ayetin birbirini tamamladığını görmek gerekir.

Enfâl 1:

“Enfâller Allah'a ve Rasûle aittir.”

Yani:

Hüküm ve tasarruf yetkisi kişisel çıkar kavgasına bırakılamaz.

Enfâl 41:

“Elde ettiğiniz herhangi bir şeyin beşte biri...”

Ardından:

Allah, Rasûl, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolcu.

Yani:

Allah'ın hükmüne bağlanan ekonomik kaynağın belirli bir bölümü toplumsal amaçlara tahsis edilir.

Dolayısıyla:

Enfâl 1 → Yetki

Enfâl 41 → Tahsis

Humus → Belirlenmiş toplumsal pay

Ganimet → Dönemin savaş düzeninde ortaya çıkan olağanüstü ekonomik kaynak

Sonuçta Kur’an'ın ortaya koyduğu temel düşünce şudur:

Savaş sonucunda ekonomik güç ortaya çıktığında ilk soru “Ben ne kadar alacağım?” değildir.

İlk soru:

“Bu kaynak üzerinde hüküm verme yetkisi kime aittir?”

olmalıdır.

Kur’an'ın cevabı nettir:

Allah'ın hükmüne.

Ve Allah'ın hükmünün ekonomik sonuçlarından biri de toplumun güçsüz bırakılmış kesimlerinin unutulmamasıdır.

Bu açıdan Enfâl 1 ile 41 arasındaki ilişki bir çelişki değil;

yetkinin ilahî kaynağından toplumsal tahsise uzanan bir ekonomik düzenlemedir.

Çünkü Kur’an açısından mesele yalnızca:

“Mal kimin?”

sorusu değildir.

Daha temel soru şudur:

“Mal üzerinde hüküm verme yetkisi kimin ve bu ekonomik güç toplumda kime ulaştırılacak?”

Enfâl Suresi'nin verdiği cevap tam da burada sarsıcıdır:

Ekonomik güç, güçlülerin kendi aralarında paylaşacağı ganimet olmaktan çıkarılıp Allah'ın hükmü altına alınmalı; toplumun korunmaya muhtaç kesimleri bu kaynaktan mahrum bırakılmamalıdır.




Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣