KUR’AN’A ULAŞMAK KOLAYLAŞTI, YAŞAMAK ZORLAŞTI

 


KUR’AN’A ULAŞMAK KOLAYLAŞTI, KUR’AN’LA YAŞAMAK ZORLAŞTI

Nebî, Kur’an’ın tamamlanmasından sonra çok az bir süre yaşadı.

O dönemde vahiy yeni tamamlanmıştı. Kur’an’ın korunması ve aktarılması; ezber, şerefli yazıcılar eli ile yazım ve yaşayan topluluk hafızası üzerinden gerçekleşiyordu. Elbette vahyi ezberleyenler de vardı. Fakat bugün sahip olduğumuz teknolojik ve erişim imkânlarıyla kıyaslandığında şartlar bambaşkaydı.

Bugün ise durum tam tersine döndü.

Kur’an’ın tamamına ulaşmak son derece kolay.

Bir telefonun içinde Kur’an var.

Arapçası var. Türkçesi var. Farklı mealleri var. Kelime analizleri var. Sesli okumaları var. Ayet arama imkânı var.

Bir ayeti saniyeler içinde bulabiliyoruz.

Fakat burada insanı asıl sarsması gereken soru başlıyor:

Kur’an’a ulaşmak kolaylaştı da Kur’an’ı anlamak ve onunla düşünmek kolaylaştı mı?

Hayır.

Çünkü bugün Kur’an’a ulaşamama problemi büyük ölçüde ortadan kalkmışken, tefekkür ve tedebbür problemi hâlâ ortada duruyor.

Kur’an defalarca düşünmeye çağırıyor:

“Hâlâ Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmüyorlar mı?”
Nisâ 4:82

Ve:

“Bu, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitaptır.”
Sâd 38:29

Demek ki Kur’an'ın hedefi yalnızca okunmak değildir.

Anlaşılmak, üzerinde düşünülmek ve hayatın ölçüsü hâline gelmektir.

Daha da çarpıcı olan ise şudur:

Bugün Kur’an'ın tamamı elimizin altında olduğu hâlde, birçok insan kendi inançlarını Kur’an'a arz etmek yerine Kur’an'ı kendi inançlarına onaylatmaya çalışıyor.

Bir kavramı Kur’an'ın bütünlüğü içinde araştırmak yerine,

“Bize böyle öğretildi.”

deniliyor.

Bir hükmü ayetlerle sorgulamak yerine,

“Asırlardır böyle uygulanıyor.”

deniliyor.

Oysa Kur’an bize mirası değil, hakikati ölçü almamızı öğretiyor.

Ve insanı çok daha derinden sarsan bir ayet var:

“Onların çoğu Allah’a, ancak şirk koşarak iman ederler.”
Yûsuf 12:106

Dikkat edin:

İman ediyorlar.

Fakat aynı zamanda şirk koşuyorlar.

Öyleyse mesele yalnızca “Allah'a inanıyorum” demek değildir.

Asıl mesele:

Allah'ın yanında başka otoriteler, başka ölçüler, başka kutsallar üretip üretmediğimizdir.

Kur’an bu konuda da soruyor:

“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyi kendileri için din olarak belirleyen ortakları mı var?”
Şûrâ 42:21

İşte bu noktada mesele son derece ciddileşiyor.

Çünkü bugün Kur’an'a ulaşamamak gibi bir mazeretimiz yok.

Kur’an elimizde.

Fakat acaba Kur’an'ın karşısında mıyız, yoksa yanında mıyız?


KUR’AN’A ULAŞMAK KOLAYLAŞTI, KUR’AN’LA YAŞAMAK ZORLAŞTI

Kur’an'ın vahiy süreci tamamlandı.

Allah şöyle buyuruyor:

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.”
Mâide 5:3

Artık insanlığın önünde tamamlanmış bir vahiy vardır.

Fakat vahyin tamamlanması, insanın düşünme sorumluluğunun sona ermesi değildir.

Tam tersine…

Asıl imtihan başlar.

Çünkü Allah bize tekrar tekrar akletmeyi, düşünmeyi, öğüt almayı ve ayetler üzerinde tedebbür etmeyi emreder.

“Kur’an’ı düşünmek için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?”
Kamer 54:17

Bugün Kur’an'a ulaşmak birkaç saniye sürüyor.

Ama insanın kendi düşüncelerini Kur’an'ın karşısına koymadan sorgulaması bazen yıllar sürüyor.


KUR’AN OKUNUYOR AMA KUR’AN SORGULAMIYOR

Kur’an'ı evimizin en güzel yerine koyabiliyoruz.

Ama onun bizi sorgulamasına izin vermeyebiliyoruz.

Kur’an'ı okuyabiliyoruz.

Ama ayetlerin bize yönelttiği sorulardan kaçabiliyoruz.

Kur’an'ı dinleyebiliyoruz.

Ama hayatımızın ölçüsünü başka yerlerde arayabiliyoruz.

Oysa Kur’an'ın sarsıcı bir şikâyeti var:

“Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktı.”
Furkân 25:30

Kur’an'ı terk etmek yalnızca onu hiç açmamak değildir.

Onu hayatın belirleyici ölçüsü olmaktan çıkarmak da bir terk ediştir.


SALÂT'I BİLE KUR’AN'IN KENDİ SİSTEMİ İÇİNDE ARAŞTIRMAK

Kur’an'daki kavramları anlamanın yolu, onları yalnızca sonradan oluşmuş kabuller üzerinden okumak değil, Kur’an'ın kendi kullanım alanlarını incelemektir.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri salâttır.

Kur’an:

“Şüphesiz salât, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir yazgıdır.”
Nisâ 4:103

der.

Öyleyse yapılması gereken şudur:

Salât nedir?

Kur’an bu kelimeyi nerelerde kullanıyor?

Hangi bağlamlarda kullanıyor?

Hangi fiillerle birlikte kullanıyor?

Kimler salât ediyor?

Allah'ın salâtı ne anlama geliyor?

Meleklerin salâtı ne anlama geliyor?

Müminlerin salâtı ne anlama geliyor?

Bütün bunları Kur’an'ın kendi bütünlüğü içerisinde araştırmak gerekir.

Çünkü Kur’an:

“Hâlâ Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmüyorlar mı?”
Nisâ 4:82

diye soruyor.


EN BÜYÜK TEHLİKE: ŞİRK İÇİNDE İMAN

Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken ayetlerden biri Yûsuf 106'dır:

“Onların çoğu Allah’a, ancak şirk koşarak iman ederler.”

Bu ayet, “Ben Allah'a inanıyorum” cümlesini tek başına yeterli görmememiz gerektiğini gösterir.

Çünkü soru şudur:

Allah'a inanırken O'nun yanına ortaklar koyuyor muyuz?

Dinin kaynağı konusunda Allah'ın yanına başka otoriteler koyuyor muyuz?

Allah'ın hükmünü başka hükümlerin arkasına mı atıyoruz?

Allah'ın kitabını başka ölçülerle mi sınırlandırıyoruz?

Şûrâ 21 ise daha da ağır bir soru soruyor:

“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyi kendileri için din olarak belirleyen ortakları mı var?”

İşte burada insan kendisine şu soruyu sormalıdır:

Ben gerçekten Allah'ın dinine mi teslimim, yoksa Allah'ın dinine sonradan eklenen kabullere mi?


BUGÜNÜN İMTİHANI

Geçmişte Kur’an'a ulaşmanın şartları zordu.

Bugün ise Kur’an cebimizde.

Fakat imkânların artması, sorumluluğu azaltmadı.

Tam tersine artırdı.

Çünkü artık:

“Kur’an'a ulaşamadım.”

demek çok daha zor.

Bugünün bahanesi başka:

“Okudum ama düşünmedim.”

“Araştırdım ama sorgulamadım.”

“Ayetleri gördüm ama alışkanlıklarımı değiştirmedim.”

İşte Kur’an'ın istediği insan bundan çok daha farklıdır.

“Onlar sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar.”
Zümer 39:18

Dinlemek…

Düşünmek…

Ayırt etmek…

Sonra uymak.


SON SORU

Bugün Kur’an'a ulaşmak için kütüphaneler aşmamız gerekmiyor.

Bir telefon yeterli.

Bir ayeti bulmak saniyeler sürüyor.

Fakat insanın kendi inancını Kur’an'ın önüne koymaktan vazgeçmesi bazen bir ömür sürüyor.

Bu yüzden mesele artık:

“Kur’an nerede?”

değil.

Kur’an burada.

Mesele:

“Ben Kur’an'ın neresindeyim?”

Kur’an elimizde.

Ayetler önümüzde.

Uyarılar açık.

Fakat tefekkür nerede?

Tedebbür nerede?

Teslimiyet nerede?

Ve en önemlisi:

Şirkten arındırılmış bir iman nerede?

Çünkü Kur’an bize yalnızca Allah'a inanmayı değil,

Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan iman etmeyi öğretir.

Bugün Kur’an'a ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.

Fakat Kur’an'ın önünde kendimizi sorgulamak…

İşte asıl imtihan budur.

KUR’AN UZAK DEĞİL.

BİZ UZAĞIZ.

Ve belki de çağımızın en büyük trajedisi şudur:

Kur’an hiç bu kadar yakınımızda olmadı;
ama onun üzerinde gerçekten düşünen insan sayısı hiç bu kadar azalmadı.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣