HADİS KALBURCULARI 📥

 

📥 HADİS KALBURCULARI


Hadis mecrası, bana göre kör bir kuyuya benzer. Tıpkı Yusuf'un içine atıldığı kuyu gibi... Beklersiniz ki biri kovasını salsın, sonra da sevinç naraları atarak:

"Müjde! İşte size bir çocuk buldum!"

desin.

Aksi hâlde bu dipsiz kuyuda kim kalır, kim kaybolur belli değildir. Sağ çıkabilenlerin sayısı çok azdır. Çoğunluk ise o kuyunun dibine gömülür; zamanla adeta asfalt olur. Üzerlerinden nice fikirler, nice mezhepler, nice otoriteler geçer.

Yusuf'u kuyudan çıkaran ise kuyunun kendisi değildi; Rahmân'ın rahmetiydi. Bir kova, ilâhî rahmetin vesilesi oldu. Su bazen gerçekten rahmettir.

Dileğim odur ki, hadis kuyusunda çırpınanlardan da kurtulanlar olsun. Yeter ki düşük bir bedel karşılığında satılmasınlar.

Bugün kuyunun başında "kalburcular" oturuyor.

Kova onların elinde...

Kuyudan ne çıkarsa insanlara "işte hakikat budur" diye sunuyorlar. Kimi zaman "rahmet" diyerek, kimi zaman "sahih" diyerek, kimi zaman da "zayıf ama fazilette kullanılabilir" diyerek...

Kuyu onların olunca, çıkan her şey de onların tasnifine göre değer kazanıyor.

Birisi:

"Şu su temizdir."

Öteki:

"Hayır, bunda ihtilaf var."

Bir başkası:

"Bunun hükmünü henüz çözemedik."

Böylece din, kuyu işletmeciliğine dönüşüyor.


Bir de susuz insanlar var.

Kuyudan ne çıkarsa kana kana içiyorlar. Çünkü susamışlar.

Daha seçici olanlar ise suyun biraz daha berrak görünmesini istiyor. Bardakta sunulmasını tercih ediyorlar. Kimileri yalaktan içiyor, kimileri billur bardaktan...

Oysa değişen yalnızca sunumdur.

Su aynı sudur.

Kaynak aynı kaynaktır.

Değişen sadece pazarlama tekniğidir.

Ne yazık ki kendisini "İslam ümmeti" olarak tanımlayan büyük kalabalık, yüzyıllardır kuyunun başındaki kalburcuların uzattığı su görünümlü irini hakikat sanmaktadır.


Bunun üzerine bazıları hemen itiraz eder:

"Hiç mi temiz su yok? Hepsini neden reddediyorsunuz?"

Mesele bu değildir.

Temiz su bulunup bulunmaması değildir.

Biz kalburcu değiliz.

Bizim görevimiz, binlerce rivayeti tek tek eleyip hangisinin peygambere ait olduğunu belirlemek değildir.

Biz hiçbir zaman:

"Şu ayet sahihtir, bu ayet zayıftır."

demiyoruz.

Mushaf'ın tamamını Allah'ın vahyi olarak kabul ediyor, tamamına iman ediyoruz.

Aynı yaklaşımı rivayetler için göstermemiz ise mümkün değildir.


Asıl problem, sözün doğru veya yanlış olması değildir.

Problem, doğru olan her sözü peygambere aitmiş gibi göstermektir.

Bugün hadis kitaplarında geçen bir söz doğru olabilir.

Ahlaka uygun olabilir.

Vicdana uygun olabilir.

Kur'an'a uygun olabilir.

Fakat buradan hareketle:

"Bunu peygamber söyledi."

demek bambaşka bir iddiadır.

Doğruluk başka şeydir.

Aidiyet başka şeydir.

Dünyadaki bütün doğru sözleri peygambere mal ederseniz, yarın bir filozofun veya bilgenin sözü de size "hadis" diye sunulduğunda aynı kolaylıkla kabul edebilirsiniz.

İşte sorun tam burada başlamaktadır.


Hatta mesele bununla da kalmamıştır.

"Kudsî hadis" adı altında Allah'a bile söz isnat edilmiştir.

Oysa Allah'ın sözü Kur'an'dır.

Allah adına yeni sözler üretmek, vahyin sınırlarını genişletmeye çalışmaktır.

Bu ise son derece ağır bir iddiadır.


Bir örnek verelim.

"Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık için savaşan bizden değildir. Irkçılık üzere ölen de bizden değildir."

Bu söz doğrudur.

Ben de böyle düşünürüm.

Irkçılığı savunan bir insanı kendime yakın görmem.

Çünkü ırkçılık zulümdür.

Fakat bu sözün doğru olması, onu mutlaka peygamberin söylediğini ispatlamaz.

İşte ayırmamız gereken nokta budur.

Söz doğru olabilir.

Ancak onun tarihsel aidiyeti kesin değildir.

Kim oradaydı?

Kim bizzat işitti?

Kim bunu yazdı?

Kim ezberledi?

Kim değiştirmedi?

Kim eksiltmedi?

Kim ilave etmedi?

Bütün bu sorular cevap beklemektedir.

Kur'an ise böyle değildir.

Kur'an'ın vahiy olduğu konusunda ümmetin ortak kabulü vardır.

Dinin temeli, ihtimaller üzerine değil; kesin bilgi üzerine kurulmalıdır.


Bir kalburcunun "Peygamber dedi." demesiyle gerçekten demiş mi olur?

Eğer öyle olsaydı, en güvenilir kabul edilen rivayetlerin bile farklı lafızlarla onlarca varyantı bulunmazdı.

Bugün aynı hadis için farklı rivayetler, farklı hükümler ve farklı değerlendirmeler yapılabiliyorsa, ortada kesinlikten söz etmek mümkün değildir.


Kur'an'a yönelen insanlara yöneltilen en kolay suçlama şudur:

"Siz hadislerin tamamını reddediyorsunuz."

Hayır.

Biz bütün rivayetlerin yalan olduğunu söylemiyoruz.

Aynı şekilde hepsinin doğru olduğunu da söylemiyoruz.

Bizim söylediğimiz şudur:

Dinin kaynağı Kur'an'dır.

Haramı da o belirler.

Helali de o belirler.

İbadeti de o öğretir.

Ahlakı da o inşa eder.

Kul ile Allah arasındaki ilişkiyi de o düzenler.

İnsanlar arasındaki adaleti de o kurar.

Kur'an'ın dışında, din adına bağlayıcılığı kesin olan başka bir yazılı kaynak yoktur.


Asırlar boyunca zararsız gibi görünen bu "kalburculuk" anlayışı, ümmeti sayısız ihtilafa bölmüş; mezheplere, fırkalara ve bitmek bilmeyen tartışmalara sürüklemiştir.

Oysa Kur'an insanları kalburlara değil, Furkan'a çağırmaktadır.

Çünkü hakikat, elekten geçen rivayetlerde değil; Allah'ın koruması altındaki kitabındadır.


UYARI / HATIRLATMA

Bu metinlerde yer alan görüş, yorum ve çıkarımlar, beşerî çabanın bir ürünüdür.
Lütfen her ifadeyi Kur’an’ın bütünüyle değerlendirin; ayetlerin rehberliğinde tartın, ölçün ve doğrulayın. Hakikatin tek ölçüsü Allah’ın kitabıdır. Yanlış varsa bize, doğru varsa Allah’a aittir.

Diğer kategorize edilmiş yazılarımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣