ÖLÜ KARDEŞİNİN ETİNİ Mİ YİYORSUN?
ÖLÜ KARDEŞİNİN ETİNİ Mİ YİYORSUN?
Kur’an’da Gıybet: Bir Kelimenin Ardındaki Sarsıcı Gerçek
İnsan bazen kendi elleriyle yapmaya cesaret edemeyeceği bir şeyi diliyle yapar. Karşısındaki insanın yüzüne söyleyemediği sözleri, o kişi arkasını döndüğünde rahatça söyler. Onun itibarını parçalar, kusurlarını anlatır, özel hayatını başkalarına taşır. Üstelik bütün bunları yaparken kendisini ahlaklı, dürüst, hatta dindar biri olarak görebilir.
Peki, Rabbimiz bu davranışı nasıl anlatıyor?
Kur’an’ın verdiği cevap, insanı kendi diliyle yüzleştirecek kadar sarsıcıdır.
1. Gıybet kelimesinin kökünde ne var?
Arapçada gıybet kelimesi, غ ي ب (ğ-y-b) köküyle ilişkilidir. Bu kökün temel anlam alanında görünmemek, gözden uzak olmak ve hazır bulunmamak vardır.
Aynı kökten gelen ğayb kelimesi, görünmeyen veya doğrudan algılanamayan şeyleri ifade eder. Ğâib ise hazır bulunmayan, uzakta olan demektir.
Kur’an’da bu kökün farklı kullanımları vardır. Örneğin Yûsuf Suresi 52. ayette, “Ben onun yokluğunda ona hainlik etmedim” anlamındaki ifadede بِالْغَيْبِ (bi’l-ğayb) kullanılır. Burada kişinin hazır bulunmadığı durum anlatılır.
Hucurât Suresi 12. ayette ise aynı kökten gelen يَغْتَبْ (yağteb) fiili kullanılır:
“Birbirinizin gıybetini yapmayın.”
Demek ki kelimenin anlam dünyasında bir insanın yokluğu, hazır bulunmaması vardır. Ancak Kur’an’ın uyarısı yalnızca birinin arkasından konuşmanın dil bilgisel tanımıyla sınırlı değildir. Ayet, bu davranışın ahlaki niteliğini çarpıcı bir benzetmeyle ortaya koyar.
2. Rabbimiz gıybeti neden ölü kardeşin etini yemeye benzetiyor?
Hucurât Suresi 49:12 şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hâllerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Şüphesiz Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.”
Bir an durun ve bu benzetmeyi düşünün.
Rabbimiz, gıybeti yalnızca “ayıp bir söz” veya “küçük bir dil sürçmesi” olarak anlatmıyor. İnsan zihninde tiksinti uyandıran bir sahne kuruyor: Ölü kardeşinin etini yiyen bir insan!
Neden?
Çünkü gıybet edilen kişi orada değildir. Kendini savunamaz, sözün çarpıtılmasına karşı çıkamaz, itibarını koruyamaz. Onun yokluğunda konuşan kişi ise başkalarının gözünde onun değerini aşındırabilir.
Ayetin benzetmesi, gıybetin sıradan bir sohbet olmadığını; insanın onuruna ve kardeşlik ilişkisine yönelik ağır bir ihlal olduğunu düşündürüyor.
Şimdi asıl soruyu kendimize soralım:
Bir insanın yüzüne söylemeye çekindiğimiz sözleri, o yokken rahatça söylüyorsak; onun kusurlarını başkalarına taşıyorsak; insanlar arasında onun değerini düşürmekten zevk alıyorsak, Kur’an’ın bu benzetmesi karşısında kendimizi nasıl savunacağız?
3. Önce araştır, sonra konuş, sonra da din adına hüküm ver!
Ayetin sıralamasına dikkat edin. Gıybet yasağı tek başına gelmiyor. Öncesinde zan ve gizli hâlleri araştırma uyarıları bulunuyor.
Önce insanlar hakkında dayanaksız düşünceler üretilebiliyor. Sonra başkalarının özel hayatı merak ediliyor, gizli olan açığa çıkarılmaya çalışılıyor. Ardından elde edilen bilgiler veya varsayımlar insanların arkasından konuşuluyor.
Böylece bir insanın zihninde başlayan kuşku, dilinde bir yargıya; dilindeki yargı da toplumsal bir zarara dönüşebiliyor.
Kur’an, bu davranışların tamamını aynı cümleye indirgemese de Hucurât 12'de bunları art arda sıralayarak insanı ciddi bir ahlaki sorgulamaya çağırıyor.
Üstelik insan bazen gıybetini yaptığı kişiyi gerçekten kötülediğini bile düşünmez. “Ben sadece gerçeği söylüyorum” der. “Bunlar zaten onun yaptığı şeyler” diye kendini savunur.
Fakat bir sözün doğru olması, onu her yerde, her amaçla ve her biçimde söylemeyi otomatik olarak haklı çıkarmaz. Doğruluk kadar adalet, amaç ve bağlam da önemlidir.
Bir haksızlığı bildirmekle bir insanı küçük düşürmek aynı şey değildir. Bir tehlikeye karşı uyarmakla birinin kusurlarını eğlence malzemesi yapmak aynı şey değildir.
Gerçeği söylemek, insanın onurunu çiğnemek için sınırsız bir izin belgesi değildir.
4. Peki, dindar görünen insanın gıybeti?
Asıl sarsıcı çelişki burada ortaya çıkıyor.
Bir insan ibadetlerinden söz edebilir, başkalarına ahlak dersi verebilir, din adına insanları eleştirebilir. Fakat aynı insan, başka birinin özel hayatını araştırıyor, onun kusurlarını yayıyor ve arkasından konuşuyorsa kendi davranışını da Kur’an’ın ölçüsüne vurmak zorundadır.
Çünkü din adına konuşmak, insanı Allah’ın koyduğu ahlaki sınırların dışına çıkarmaz.
Birini eleştirirken kendimizi sorgulamadan, başkalarının kusurlarını sayarken kendi kusurlarımızı unutarak, insanları yargılarken kendi sorumluluğumuzu görmezden gelerek hakikatin temsilcisi olduğumuzu iddia edebilir miyiz?
Kur’an’ın gıybet uyarısı, yalnızca başkalarını susturmak için kullanılacak bir hüküm değildir. Önce konuşanın kendi dilini ve niyetini sorgulamasını gerektirir.
5. Bir insanın yokluğu, onun hakkını ortadan kaldırmaz!
Gıybetin temelindeki büyük yanılgılardan biri, kişinin orada bulunmamasını bir fırsat olarak görmektir.
Oysa bir insanın yokluğu, onun onurunu yok etmez. Kendini savunamaması, onun hakkında sınırsızca konuşabileceğimiz anlamına gelmez. Başkalarının alkışlaması da yapılan davranışı haklı çıkarmaz.
Kur’an’ın ölü kardeş benzetmesi tam da bu noktada insanın karşısına çıkar. Başkasının kusurlarını konuşurken kendimizi üstün görüyorsak, onun yokluğundan yararlanıyorsak ve söylediklerimizle itibarını zedeliyorsak, kendi ahlak anlayışımızı yeniden değerlendirmemiz gerekir.
Çünkü insanın gerçek sınavı yalnızca başkalarının karşısında nasıl davrandığı değildir. Başkalarının kendisini duymadığı, denetlemediği ve hesap soramadığı anlarda nasıl davrandığı da bu sınavın bir parçasıdır.
Son söz: Dilinle neyi tüketiyorsun?
Kur’an’ın gıybet için seçtiği benzetme unutulacak gibi değildir: Ölü kardeşinin etini yemek!
Bu ifade, insanı başkasının kusurlarını anlatmaktan önce kendi davranışını düşünmeye çağırır. Çünkü bazen insan, karşısındakinin bedenine dokunmadan onun itibarına zarar verebilir; elini kirletmeden dilini bir yıkım aracına dönüştürebilir.
Hucurât 12'nin çağrısı açıktır: Zan konusunda dikkatli ol, gizli hâlleri araştırma, gıybet etme ve Allah’a karşı sorumluluğunu hatırla.
Bir sonraki konuşmanda bir insanın kusurunu anlatmadan önce kendine şu soruyu sor:
Ben şu anda bir haksızlığı mı önlüyorum, yoksa yokluğundan yararlandığım bir insanın itibarını mı tüketiyorum?
Unutma: Başkasının kusurunu konuşmak seni otomatik olarak temizlemez. Başkasını küçültmek seni büyütmez. Ve bir insanın aramızda bulunmaması, onun hakkında her şeyi söyleme hakkını bize vermez.
Bazen insanın en ağır sınavı, söyleyebileceği şeyler değil; söylemeye hakkı olmadığını fark ettiği şeylerdir.

Yorumlar
Yorum Gönder