Göklerin İhtişamı Karşısında İnsanın Acziyeti
Göklerin İhtişamı Karşısında İnsanın Acziyeti
Kur'an-ı Kerim, insanı çoğu zaman kendi dar kalıplarından çıkarıp evrenin genişliğine davet eder. Bu davet, bazen bir sevgi diliyle bazen de Naziat Suresi 27. ayette olduğu gibi sarsıcı, retorik bir soruyla gerçekleşir: "Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü bina etmek mi?"
1. Kozmik Ölçek vs. İnsani Ölçek
Bu soru, insanın kibrine indirilmiş bir darbedir. İnsan, kendi biyolojik karmaşıklığına bakıp "ben nasıl tekrar dirilirim?" diye sorarken, aslında evrenin geri kalanındaki devasa operasyonu görmezden gelmektedir. Kur’an, bu perspektif kaymasını başka bir ayette şöyle netleştirir:
"Göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından elbette daha büyük bir iştir. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Mü’min, 40/57)
Buradaki "büyüklük", sadece hacimsel bir büyüklük değil; sistemin sürekliliği, yasaların kusursuzluğu ve yönetilme zorluğudur.
2. "Bina Etmek" ve İnce Ayar
Sizin de belirttiğiniz gibi, ayette geçen "bina etmek" tabiri, rastgeleliği reddeder. Bir binanın kolonları, kirişleri ve bir dengesi vardır. Naziat 28. ayette bu binanın detayları verilir: "Onun boyunu yükseltti, sonra da ona belli bir düzen ve denge verdi."
Kur'an, bu "düzen ve denge" meselesini Mülk Suresi ile perçinler:
"O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kez daha bak; hiçbir çatlak (kusur) görüyor musun?" (Mülk, 67/3)
"Zorluk" kavramı Allah için söz konusu olmasa da, insanın zihnindeki "zorluk" hiyerarşisini yıkmak için gökyüzü bir laboratuvar olarak sunulur. Bir galaksiyi döndüren kudretin, bir bedeni yeniden ayağa kaldırması "işten bile değildir."
3. Örnekleme Metodu: İlk Yaratılış İkinci Yaratılışın Delilidir
Ahireti inkar edenlerin temel argümanı "çürümüş kemiklerin nasıl dirileceği" üzerinedir. Kur’an bu noktada mantıksal bir kıyas (kıyas-ı evleviyet) yapar: Hiç yoktan var eden mi, yoksa var olanı tekrar bir araya getiren mi daha güçlüdür?
"Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Elbette kadirdir! O, her şeyi hakkıyla yaratan, her şeyi hakkıyla bilendir." (Yâsîn, 36/81)
4. Psikolojik Bir Analiz: İnkârın Kaynağı Nedir?
Naziat 27. ayet neden ispat yapmak yerine "aklı utandırmayı" seçer? Çünkü inkâr, bilgi eksikliğinden değil, genellikle "müstağniyet" duygusundan kaynaklanır. İnsan, kendi küçük dünyasında kendini mutlak güç sahibi sandığı an, kozmik hiyerarşideki yerini unutur.
Ayet insana şunu fısıldar:
Başını kaldır ve yukarı bak.
Trilyonlarca yıldızın, kara deliğin ve galaksinin içinde senin kapladığın yer nedir?
Bu devasa "binayı" bir nizam içinde tutan irade, seni unutup sahipsiz mi bırakacak?
Sonuç: Sarsılmak İyidir
Naziat 27, bir aşağılama değil, bir konumlandırma ayetidir. İnsanı evrensel sistemin bir parçası olarak görmeye zorlar. Eğer gökyüzü bir "bina" ise, insan o binanın içindeki bir misafirdir. Binayı yapan, misafiri de, onun gidişini ve dönüşünü de bilir.
Naziât Suresi (1-14. Ayetler)
Ant olsun şiddetle çekip alanlara. Ant olsun kolayca çekip alanlara. Ant olsun yüzdükçe yüzenlere. Ve de yarıştıkça yarışanlara. Ve de işi yerine getirenlere.
O Gün sarsan sarsacak. Arkasından gelen onu izleyecek. O Gün kalpler endişe ile çarpar. Bakışları korku içindedir. "Biz, tekrar eski halimize mi döndürülecekmişiz?" diyorlar; "Çürümüş, dağılmış kemikler olmuşken?" "Öyleyse, bu hüsranlı bir dönüştür." dediler.
Oysaki o, tek bir haykırıştır! Bir de bakmışsın meydandalar.
UYARI / HATIRLATMA

Yorumlar
Yorum Gönder